Bir Çocuk…

Ailenin her zaman en neşelisi, en çok konuşanı, hiçbir şeyi kolay kolay beğenmeyeni, her şeye bir kulp bulanı ben oldum. Çocukluğumda kendi kendime “En iyi ne öğrendin?” diye sorsaydım sanırım hiç düşünmeden “Sıkılmayı.” derdim. Hem de hakkıyla sıkılmayı. Ne yapacağımı bilmediğim o kocaman boşluğu elime alıp hamur gibi şekillendirmeyi, sonra o hamurdan kendime yeni dünyalar ve hikâyeler yaratmayı öğrendim. Çok sıkılırdım. Gerçekten çok. Sonra baktım ki o boşluk azalmıyor; aksine ben büyüdükçe o da benimle birlikte büyüyor. Ben de çareyi kendimi sürekli oyalamakta değil, bakmakta buldum. Gözümün gördüğü en basit şeyleri uzun uzun izlemeye başladım. Yere oturup film seyreder gibi yuvalarına bir şeyler taşıyan karıncaları, yanıp sönen yıldızları, ağaçları, göğün derinliğini, denizin gün boyunca değiştirdiği renkleri izledim. Koşarken düşüp kanattığım dizimdeki yaranın günler geçtikçe nasıl kapandığını bile seyrettim. İnsan sıkılınca bakmayı öğreniyor galiba. Bakınca da herkesin yanından geçip gittiği şeylerin içinde küçük dünyalar buluyor. Bazen kalın taş duvarların arasında, yüksek tavanların altında yaşayan yalnız bir kız çocuğu gibi hissederdim kendimi. Bazen de kendi ellerimle ördüğüm bir ipek böceği kozasının içine girer, orada korurdum kendimi. Kimse sokmamıştı beni oraya. Kendim girerdim. Belki bugün hâlâ yaptığım gibi. Çünkü ne kadar güler yüzlü, neşeli ve hayatla ilgili olsam da biraz uzağım. Biraz mesafeliyim. Her şeyi kolay kolay beğenemiyorum. Ne kadar uğraşsam da bir yerlerimde hâlâ fazlasıyla seçiciyim. Eskiden bunları kendimde düzeltmem gereken taraflar gibi görürdüm. Şimdi o kadar emin değilim. Bugüne kadar eğip büktüğüm, deneye yanıla tanıdığım; sevmek, sevilmek, anlamak ve kabul etmek uğruna epey uğraştığım türlü huylarımla artık birbirimize alıştık. İyi, kötü; dikenli, yumuşak; kolay, zor… Hepsi benim. Yeni tanıştığım insanlara içimden gelmediğinde yalandan gülümseyemiyorum. Bazen fazladan tek bir cümle bile edemiyorum. Kalabalıkların ortasında kendi içime çekildiğim oluyor. Bütün bunlara rağmen, belki de biraz bunlar sayesinde, kendi dünyamın içinde yaşamaktan memnunum. Kendi kendime türlü “acaba”lar yaratırken kendi dikenli varoluşumun kıymetini kimselere harcatmamayı da öğrendim. Çünkü insanın kendisiyle barışması, bütün huylarını güzel bulması değilmiş. Bazılarının diken olduğunu bilip yine de çiçeği bütünüyle sevebilmekmiş.

Bu gece kendimi yine böyle bir yerde buldum. Belki de insanın kendisine sorabileceği en cesaret isteyen sorulardan birini sorarken, cevabını inatla ararken ve duyacaklarımdan eskisi kadar korkmadığımı fark ederken… Bir yerden sonra içimden, “Bu saatten sonra neyse ne.” dedim. Bazen “Neyse ne.” diyebilmek ne güzel bir özgürlükmüş. Umursamazlıktan değil. Yorulduğundan da değil. Kendini sonsuza kadar açıklamak istemediğin için. İçimde bütün bunları düşünebilmenin, konuşabilmenin, hissedebilmenin, enine boyuna ölçüp tartabilmenin ve bütün hesabın sonunda yine olduğum kişi olarak kalabilmenin rahatlığı var. İnsanın anlam arayışı hiç bitmiyor sanırım. Bazı günler kendime “Hayır.” diyecek gücü bulamıyorum. Bazı günler bir şeyi gereğinden fazla önemsiyorum. Bazı günlerse hiç önemsemiyorum. “Geçer.” diyorum. Evet, geçiyor. Ama bazı şeyler geçerken insanın içinde bir mesafe bırakıyor. Ayrılık ve uzaklık bazen öyle sessizce işliyor ki bir süre sonra istesen de kaseti başa saramıyorsun. Eski yere dönemiyorsun. Eski duyguyu aynı biçimde hissedemiyorsun. Eski sen zaten orada değil. O saatten sonra neyse o. Ben de kendime, “Neyse…” diyorum. Telaşlanma, Evrim. En iyi ne yapmayı biliyorsun? Hayatta neyi kaybetmek istemiyorsun? Her şey elinden alınsa geriye sende ne kalsın istersin? Kendini neyle tanımlıyorsun? Şimdi sıkıca ama sakince ona tutun. Gözlerini kapat. İçine bak. Bir dinle. Ne diyor sana? Sonra hissetmeye devam et. Coşkuna, enerjine, yazmaya, çizmeye, dinlemeye, sevmeye, sevilmeye, merak etmeye, bir şeye yeniden heyecanlanmaya… Koşmaya devam et ama bu kez bir yere yetişmek için değil. Hayatın içinde sana ait olan şeyi gözden kaybetmemek için. Her şeyi aynı anda çözmeye çalışma. Sakın korkma da. Buraya kadar neye dayanarak geldiysen, her defasında yeniden ayağa kalkarken içinde hangi tarafına güvendiysen biraz da ona yaslan.

Hayat bazen başımızın ve kalbimizin içinde küçük küçük ayarlamalar yapıyor. Atan sigortaları değiştiriyor, tıkanmış boruları açıyor, bazı kapıları kapatıp bazı pencereleri aralıyor. Biz bütün bunlar olurken ne olduğunu hemen anlayamıyoruz. Belki anlamamız da gerekmiyor. Bazen elimizden gelen kadarıyla tutunmak yeter. Gözlerimizi bir süre kapatmak. Korksak da devam etmek. Bir de çocukken yaptığımız şeyi yeniden hatırlamak: Önümüzde açılan o büyük boşluğu hemen bir şeyle doldurmamak. Önce oturup bakmak. Karıncalara. Gökyüzüne. Denize. Kendi yaralarımızın kapanışına. Kendimize. Çünkü bugün dönüp baktığımda anlıyorum ki çocukken öğrendiğim şey yalnızca sıkılmak değilmiş. Bekleyebilmekmiş. Bakabilmekmiş. Her sessizliği hemen bir sesle, her boşluğu bir insanla, her soruyu aceleyle verilmiş bir cevapla doldurmamakmış. Ve en önemlisi, elimde hiçbir şey yokmuş gibi görünen o uzun saatlerden bile kendime bir dünya kurabilmekmiş. Belki bu yüzden bugün hayat içimde ne zaman bir boşluk açsa eskisi kadar telaşlanmıyorum. Çünkü bir yerlerde hâlâ yere oturup karıncaları seyreden o küçük kızın bildiği şeyi biliyorum. Boşluk her zaman eksiklik değildir. Bazen henüz neye dönüşeceğini bilmediğin bir yerdir. O yüzden bugün kendime çocukluğumdan kalan o eski cümleyi başka türlü söylüyorum: Biraz bekle, Evrim. Hemen doldurma. Bak. Dinle. Hayal et. Buradan da bir hikâye çıkar.

Evrim Onuk

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

Deniz…

İnsan gözleriyle koca bir denizi kucaklayabilir, martılarla konuşabilir, gece olduğunda gökyüzündeki yıldızları öpebilir. Kalbiyle şiir okuyabilir, kitaplarla el ele tutuşabilir. Hem yağmuru hem güneşi aynı

Yazılarım

Satır Araları…

Geçtiğimiz birkaç günü ağır bir soğuk algınlığının içinde, hasta geçirmemiş olsaydım bugün kitabım için İstanbul’a doğru yola çıkıyor olacaktım. Cumartesi günü edebiyat editörümle yapacağımız görüşme,

L'Atelier SoHo

error: Content is protected !!