Çember…

Anda kal diyerek farkındalık kazanılmıyor veya birkaç meditasyon size sihirli kapılar açmıyor.

Bir anda hayır diyebilmeyi öğrenemiyor çoğu zaman insan, kusurlarını hemen kabul edemiyor. Emek, azim, sabır isteyen uzun bir yol bu. Hatalarını, eksikliklerini kabul etmek, kusur saydıklarınla barışmak, başkalarına hayır demeyi öğrenmek, herkesi mutlu edemeyeceğini ve etmen gerekmediğini anlamak, hayatı farkındalıkla yaşamak, bu yolda atabileceğimiz önemli adımlar.

İyileşme sürecimdeki bana en önemli fikir ve besin oldu bu; bana esneklik getirdi, çabasızlık ve bırakma getirdi. Hayatımızda neyi tezahür ettirmek istiyorsak bunun arkasında niyet ve irade olması şart. Her düştüğünde tekrar kalkıp üstünü silkeleyip, yaşadığından alman gereken dersi alıp sevgiye bir adım daha yaklaştığını bilmek bir irade meselesi, bir niyet meselesi, bir arzu meselesi. Hemen olmuyor tabiiki, kaç kez düşüp kalkıyorsun, olmadı bir daha deniyorsun, bir daha, bir daha.

Hiç bulamayacağımız yerlerde güvence aramadık mı? Anksiyeteden, o içimizdeki garip boşluktan, hayatın kendisinden kaçtığımız olmadı mı? Yol boyu aşkla ve sevgiyle ilgili birçok yalana inandırılmadık mı? Tüm bunları başarmak burada yazıldığı kadar elbette kolay olmuyor, hatta fazlası ile sancılı ve travmatik geçiyor. Fakat içindeki öz olan sevgiye ulaşmak üzerine bu anlayışa geldiğimizde yavaş yavaş içimizdeki sevginin de açığa çıktığını, büyüdüğünü görmeye başlıyoruz.

Dönüp baktığımda, araştırmaktan çok hissetmeyi seçtiğimi, kararı hep ruhuma bıraktığımı görüyorum. Kendimi ve dünyayı en çok sevdiğim zamanımdayım. 40’a boşuna çok anlam yüklememişim. Uyanıp, kalbime yürümeye başladığımdan beri tek bildiğim mutlak doğru; iyiliğin her kapıyı araladığı, her frekansı yükselttiği, her karanlığı aydınlattığı, her kalbi açtığı oldu. İyilik bulaşıcıdır, katlanarak artar.

Doğa içinde bir yer düşünün, 9 kadın geliyor, önce bütün alanının etrafına görünmez bir çember açıyor, elele, ilk günden burası bizim diyorlar. Hepsi tek tek o kadar kendine has ki, o çemberin içinde Peru var, Afrika var, Anadolu var, batılı var, periler , cadılar, kuşlar, çocuklar, orman, rüzgar, semboller, kristaller, boyalar, fırçalar, tüyler, taşlar, çiçekler, böcekler, köpekler, kediler, ateş, dolunay, toprak, güneş ve yıldızlar var. Birbirinin gözünün içine bakıp konuşan bu kadınlar, beraber ağlıyor beraber gülüyor, bazen biri ağlarken diğeri gülerek dengeliyor.

Öyle güzel biliyorlar ki hissetmeyi, dokunmayı, dinlemeyi, harekete geçmeyi, orda olmayı ve durmayı, çünkü alanı kalpleriyle tutuyorlar. Kahve ve tarot falı bakıyorlar, yüzlerini boyuyorlar, kozalak topluyorlar, şarkı söylüyorlar, ceviz ağacı iyileştiriyorlar. Bir arada gördüğüm en kabulde, en birbirini sevdikçe kendini seven, özgür, bilge, şımarık, olduğu gibi, filtresiz 9 kadın. Mevzu dağ başına kaçıp aydınlanmak değil, yüksek enerjili ortamlara yelken açmak kısa süreli iyi hissettirebilir, ama esas gelişim enerjini düşüren durumların içinden geçerek, onlara ışık tutarak parlayabilmekte… Kendi sistemimi çözdükçe, nasıl da hafifliyor işler.
Heyecanımı, mutluluğumu ve enerjikliğimi de doruklarda yaşadığım gibi, kalp kırıklığımı da yasımı da yükseklerde yaşamaya alan açtım.

İçinden geçtiğim her duygu kendi hayrıma, üzüntü ve acıyı ızdıraba çevirmeden, her hissin içinden geçmekte ruhum… Geçemediğinde de en azından bilinçle bastırırken, kendini hala daha sevmeye, şefkat göstermeye devam etmekle oluyor. Daha güzel nasıl olabilirdi bilmiyorum ama bildiğim, bu evrende yaşamak için bir nedeni olan herkes, her sıkıntının üstesinden gelebilir. Her duyguyu yadırgamadan kabul etmek ve hepsinin geçici olduklarını bilmek iyileştirir. Mutsuz hissetmek bir başarısızlık değil, yalnızca insan olma halidir.

Haftaya görüşmek üzere,

Evrim ONUK

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

RAFİNE

Sakin bir köşede kitabım ve kahvem ile ruhumu gezdiren zamanlar yaratıyorum. Kendim için, kendime iyi gelmek için bazen de sadece canım öyle istediği için… Böyle

Yazılarım

Sevmek ve Sevilmek

Sevmek ve sevilmek. Sevmeyi bilmek ya da gerekiyorsa Erich Fromm’un da dediği gibi bir sanat dalını öğrenir gibi öğrenmek. Bir de tabi sevmekle yetinmeyip bunu

L'Atelier SoHo