Yaratıcı Sensin…

İncinebilir olduğunu kabul etmek. Çok üzüldüğünü itiraf edebilmek. Güvenin yerle bir olmuş olsa bile, yaşadıklarına duyduğun saygıdan ötürü yasını tutabilmek. Ve bütün bunların ortasında kendine merhamet gösterebilmek. İnsanın kendisiyle kurduğu ilişkinin en güç taraflarından biri belki de güçlü görünmekten vazgeçip gerçekten ne hissediyorsa onun yanında durabilmek. Çünkü dönüşmek her zaman güzel görünmüyor; bazen dağılmaya, bazen vazgeçmeye, bazen de yıllardır kendin hakkında doğru bildiğin bir şeyin artık sana ait olmadığını fark etmeye benziyor.

İnsan yalnızca kendi yaşadıklarından oluşmuyor; ailesinden öğrendikleri, kendisinden önce yaşayanlardan sessizce devraldıkları, çocukken duyduğu cümlelerden çıkardığı hükümler ve zamanla hakikat sandığı hikâyeler de var. Kendime yıllardır anlattığım bazı hikâyelerin bana ait olmadığını ben de zamanla fark ettim. Bazıları ailemden, bazıları korkularımdan, bazıları geçmişte yaşadıklarımdan; bazılarıysa bir zamanlar beni koruyan fakat artık hareket alanımı daraltan eski inançlardan geliyordu. Uzun süre taşıdığın bir şey, bir zaman sonra sana aitmiş gibi geliyor. Belki dönüşüm dediğimiz şey de biraz bu ayrımı yapabilmek: Bana ne oldu, ben bundan ne öğrendim ve öğrendiklerimin hangisini artık yanımda taşımak istemiyorum? Bu soruların cevabını bir insanın, bir öğretmenin, bir ilişkinin ya da bir kitabın vermesini beklemek kolay; oysa başkaları yolumuza eşlik etse de kapının eşiğinden geçmek yine bize kalıyor. İnanmak için illa bir surete ihtiyacın varsa, git aynaya bak.

Çünkü insanı kendi uykusundan uyandırabilecek kişi, eninde sonunda yine kendisi. Bunun için her şeyi bilmek ya da bütün cevaplara sahip olmak gerekmiyor; bazen yalnızca kendi payına düşeni görmek, yanlışınla yüzleşmek ve gerektiğinde yardım isteyebilmek yeterli. Geçirdiğim eğitim boyunca yaşadığım yoğun yüzleşmelerde, içimde olup bitenin henüz kelimeleri olmadığı zamanlar oldu. Şimdi o sesi hızlandırmaya, bir an önce cevaba dönüştürmeye çalışmıyor; kendi zamanını bulmasına izin veriyorum. Çünkü bazı şeyler zorlandıkça berraklaşmıyor, bazı cevapların yetiştirilmemesi gerekiyor. Su gibi; akacağı yeri bulduğunda zaten akıyor. Belki insanın kendisine gösterebileceği en büyük merhamet de her şeyi hemen düzeltmeye çalışmadan kendi zamanına izin verebilmek. Ve sonunda kendine şunu söyleyebilmek: Yaşadıklarım benim ama ben yalnızca yaşadıklarımdan ibaret değilim; bana aktarılanlar, seçtiklerim, vazgeçtiklerim ve hâlâ değiştirebileceklerim de var.

Evrim Onuk

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

Kendi Zamanımın Güzelliği…

Daha ne kadar davetkâr olabilir ki bir yer. Hayatımın tam merkezinde gezintideyim bugün. Kitap kafelerin büyüsüne oldum olası hayranlığım düşkünlüğüm ayrı bir zaafım var. Başka

Yazılarım

Kitaplarla Hemhâl Olmak…

İstanbul’un kitap kafelerinde başka bir zaman akıyor sanki. Şehrin görkemi, sokakların telaşı, tarihin iç içe geçtiği o kendine has doku; bir de bütün bunların arasına

L'Atelier SoHo

error: Content is protected !!