Nefes…

Doğam gereği meraklıyım; insanın kendisini tanımasına, ruhuna biraz daha yaklaşmasına ve zihninin kıvrımlarını keşfetmesine alan açan spiritüel öğretiler, yoga, meditasyon ve nefes gibi pek çok şey yıllardır ilgimi çekiyor. Belki de bu yüzden uzun süre “iyi hissetmek” dediğimiz hâlin peşinden gittim ama zamanla iyi hissetmenin her zaman iyi olmak anlamına gelmediğini; bazen üzgünken üzüntünü kabul edebilmenin, yorulduğunda durabilmenin ve öfkelendiğinde onu bastırmadan kendine bakabilmenin de hayatın doğal bir parçası olduğunu öğrendim. Öğrendiklerimi paylaşmayı seviyorum; bana iyi gelen bir şeyin bir başkasının hayatında küçücük bir pencere açabileceğini düşünmek beni de besliyor ve her şeyden önemlisi, öğrenci kalmama yardım ediyor. Bilmediğim bir şey olduğunu fark etmeyi, başka bir düşünceyle karşılaşmayı, yeni bir yöntemin kapısını aralamayı, deneyimlemeyi ve ardından öğrendiğimi kendi süzgecimden geçirmeyi seviyorum; insan merak ettiği sürece zihninde genç bir yer saklıyor belki. Yıllar içinde farklı nefes tekniklerini deneyimledim ve hâlâ nefesin farklı biçimlerini merak ediyor, öğreniyor, uyguluyor, ardından bedenimde ve zihnimde nasıl bir karşılık bulduğunu gözlemliyorum; bütün bunların arasında bilinçli bağlantılı nefes benim için ayrı bir yerde duruyor. Kendi deneyimimi uzun uzun anlatmayı ise özellikle istemiyorum; çünkü bir başkasının yaşadığı derinliği yaşamaya çalışmak, onun hissettiğini hissetmeyi beklemek ya da kendi deneyimini başka birininkiyle karşılaştırmak insanı farkında olmadan yine bir hedefin peşine düşürebiliyor, oysa nefeste benim sevdiğim şey tam tersi: Başarmak, yetişmek ya da bir yere varmak zorunda olmadan yalnızca nefesinle kalabilmek.

Nefes, doğduğumuz andan itibaren bizimle olan fakat çoğu zaman varlığını ancak ritmi değiştiğinde fark ettiğimiz en temel yaşamsal hareketlerden biri; korktuğumuzda, heyecanlandığımızda, üzüldüğümüzde ya da rahatladığımızda nefesimizin de değiştiğini hissedebiliyoruz. Bu yüzden nefes çalışmalarının benim için en kıymetli tarafı kendimi “dönüştürmekten” çok, bedenimde olup bitene dikkat edebileceğim küçük bir alan açması; uzun süre zihnin bedeni yönettiğini düşündüm, şimdi ise aralarındaki ilişkinin çok daha karşılıklı olduğunu biliyorum. Düşüncelerimiz ve duygularımız nefes alışverişimizi etkileyebilirken dikkatimizi nefesimize yöneltmek de o sırada nasıl olduğumuzu fark etmemize yardımcı olabiliyor; insan bazen zihnindeki her düşünceyle mücadele etmek yerine dikkatini daha sade bir yere bırakabileceğini öğreniyor. Nefesin sevdiğim taraflarından biri de hep şimdiki zamanda gerçekleşmesi; dün aldığın nefesi yeniden alamıyor, yarının nefesini bugünden biriktiremiyorsun ve elinde yalnızca şu anda gerçekleşen bu küçük hareket kalıyor. Dilersen birkaç dakikalığına rahat edebileceğin bir yere oturup omurganı zorlamadan uzatabilir, ihtiyacın varsa sırtını destekleyebilir ve hiçbir şeyi değiştirmeden önce birkaç tur boyunca yalnızca doğal nefesini izleyebilirsin; nerede hissettiğine, hızlı mı yavaş mı, derin mi yüzeysel mi olduğuna herhangi bir hüküm vermeden dikkat edebilirsin. Ardından kendini rahat hissettiğin ölçüde burundan yaklaşık dört saniyede nefes alıp dört saniyede nefes vermeyi deneyebilir, nefesler arasında bilinçli bir bekleme yaratmadan yumuşak bir ritim sürdürebilirsin; bunu bir performansa dönüştürmeden, bedeninin rahatlığını ritmin kendisinden daha önemli tutmak yeterli. Baş dönmesi, belirgin uyuşma, nefes darlığı ya da başka bir rahatsızlık hissedersen uygulamayı bırakıp doğal nefesine dönmek; yoğun, hızlı veya ağızdan yapılan bağlantılı nefes çalışmalarını ise özellikle bir sağlık sorunun varsa uygun profesyonel değerlendirmeyi aldıktan sonra eğitimli bir uygulayıcı eşliğinde yapmak daha yerinde olur.

Dilersen bunu yirmi bir gün boyunca her gün birkaç dakikalık küçük bir buluşmaya dönüştürebilirsin; yirmi bir günün sonunda bambaşka biri olacağını ya da hayatında mucizevi bir değişiklik gerçekleşeceğini söylemeyeceğim. Belki değişen yalnızca dikkatin olur ve gün boyunca kendiliğinden yaptığın, çoğu zaman farkına bile varmadığın nefesini biraz daha yakından tanımaya başlarsın. Sonra bir gün hayat fazlasıyla hızlandığında, her şeyi hemen çözmek yerine birkaç dakika durup nasıl nefes aldığını fark etmek aklına gelir; bazen insanın ihtiyacı yeni bir cevap bulmaktan önce, bulunduğu yeri görebilecek kadar sakinleşmektir. Bunun için her zaman uzaklara, bir inzivaya, başka bir şehre ya da bambaşka bir hayata gitmek gerekmiyor; kimi zaman aradığımız mesafe sandığımızdan çok daha kısa oluyor. Nefes bana büyük vaatlerde bulunmuyor ve belki onu sevmemin nedenlerinden biri de bu; yalnızca bedenimin içinde, tam o ânda gerçekleşiyor ve dikkatimi nazikçe bulunduğum yere getiriyor. Bazı günler gözlerimi kapatıyor, nefes alıyor ve veriyorum; hiçbir şeyi değiştirmeden, herhangi bir yere ulaşmaya çalışmadan birkaç dakika boyunca yalnızca bunu yapıyorum. Dünya o sırada dönmeye devam ediyor, yapılacak işler beni bekliyor, zihnimden düşünceler geçiyor ama ben birkaç nefes boyunca hiçbirinin peşinden gitmek zorunda olmadığımı hatırlıyorum. Belki nefesin bütün inceliği de burada: İnsanı başka birine dönüştürmeden, ona yalnızca içinde bulunduğu ânın kapısını usulca aralamak.

Evrim Onuk

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

İstanbul…

Uzun satır aralarım yok bu yazımda. Yalnızca birkaç kelimeyle, bu fotoğrafın bende bıraktığı etkiyi unutmamak adına buraya çivilemek istiyorum… Tam yedi gece, sekiz gün. Sancılı

Yazılarım

Deniz…

İnsan gözleriyle koca bir denizi kucaklayabilir, martılarla konuşabilir, gece olduğunda gökyüzündeki yıldızları öpebilir. Kalbiyle şiir okuyabilir, kitaplarla el ele tutuşabilir. Hem yağmuru hem güneşi aynı

L'Atelier SoHo

error: Content is protected !!