Yeni Sabahlar…

Herkes değerleri için birtakım bedeller ödüyor. Kırk iki yaşımın baharında bir şey biraz daha netleşiyor bende: Bir değer, ödediğim bedele değdiği sürece hayatımda kalıyor. İnsan tabiatı gereği hayatı sürdürülebilir kılmaya meyilli. Ben de taşları yerlerine oturtmaya, yolumun sınırlarını belirginleştirmeye, kendi hayat çizgimin etrafında bana ait bir alan açmaya çalışıyorum. Galiba yaş aldıkça ne istediğimden çok, neyin bedelini artık ödemek istemediğimi daha iyi biliyorum. Çünkü seçim yalnızca neyi hayatına aldığınla ilgili değil; neyi taşımayı reddettiğinle de ilgili. Her kırılmanın bir kararı var. Her kararın da bir sabahı. Arafı sevmiyorum. Eşiği de. Belirsizlikle aram zaten hiçbir zaman çok iyi olmadı. Neyin sabit kalacağını görmek istiyorum. Kalanı sahipleniyorum. Ama sırf uzun zamandır benimle diye her şeyi yanımda taşımak istemiyorum artık. Yolculukta fazla duran hasletin, dar gelen kıyafetin, valize sığmayan kelimenin bana dair olmadığını; karakterimde maya tutmadığını fark ediyorsam bırakıyorum. Sadeleşiyorum. Kendim de görüyorum bunu. Eskiden bırakmayı kaybetmekle birbirine daha yakın iki şey sanırdım belki. Şimdi aralarında önemli bir mesafe olduğunu biliyorum. İnsan bazı şeyleri kaybetmez; yalnızca artık kendisine ait olmadığını kabul eder. Ve bu kabul, düşündüğümüz kadar dramatik olmak zorunda değildir. Bazen bir kapıyı kapatırsın. Bazen bir alışkanlığı bırakırsın. Bazen bir cümleyi artık kurmazsın. Hayatından çıkan her şeyin ardından yas tutman gerekmez. Bazı vedalar insanı eksiltmek yerine hafifletir.

Bakış aynı bakış aslında. Bazen yalnızca manzara başka. Temelde aynı insanım. Ama zaman geçtikçe başka gözlükler takıyorum. Başka eldivenler. Başka şapkalar. Bazılarını bir süre kullanıp çıkarıyorum. Bazıları üzerimde kalıyor. İnsan değişirken kendisinden bütünüyle vazgeçmiyor demek ki. Bazen yalnızca kendisine yakışmayan birkaç şeyi üzerinden çıkarıyor. Belki dönüşüm dediğimiz şey de sandığımız kadar görkemli değil. Her defasında küllerinden doğmak, bambaşka birine dönüşmek gerekmiyor. İnsan bazen aynı insan olarak kalıp kendisine daha çok yaklaşabiliyor. Büyük duygularla aram hiçbir zaman fazla gösterişli olmadı. Ama hayatın böyle bir nezaketi yok. Akarken önüne bazen taşıyamayacağını düşündüğün kadar büyük şeyler koyuyor. Seviyorsun. Kırılıyorsun. Kaybediyorsun. Heyecanlanıyorsun. Korkuyorsun. Sonra sabah oluyor. Kahveni yapıyorsun. Hayatın bu tarafını seviyorum. En büyük duyguların bile bir sabahı var. Gece boyunca dünyanın merkezindeymiş gibi duran bir şey, sabah kahvenin kokusuna, açılan perdeye, yapılacak sıradan bir işe karışıyor. Duygu ortadan kaybolmuyor; yalnızca hayatın tamamı olmadığını hatırlıyorsun. Ben de kendi liberal ritmimde akmaya devam ediyorum çok şükür. Eskiden “İnsanı konfor değil, zorluk adam eder,” diye düşünürdüm. Şimdi zorluğa o kadar büyük bir pay vermek istemiyorum. Acıyı insanı olgunlaştıran tek öğretmen ilan etmek bana artık fazla romantik geliyor. İnsan bazen zorlukla büyüyor. Bazen sevgiyle. Bazen huzurla. Bazen güvende hissederek. Bazen iyi bir sohbetle, bir kitapla, bir yolculukla. Bazen de uzun süre hiçbir olağanüstü şey olmadan, kendi hayatının içinde usul usul değişiyor. Her dönüşümün bedeli acı olmak zorunda değil. Bunu bilmeyi seviyorum.

Yeni sabahlarımda yeni kahveler içiyorum sürekli. Bazı sabahlar birbirine çok benziyor. Bazılarıysa daha gözünü açtığın anda başka. Henüz dışarıda hiçbir şey değişmemiş gibi görünüyor ama sen biliyorsun. Bir karar verilmiş. Bir şey bitmiş. Bir şey başlamış. Ya da yalnızca artık eskisi gibi olmayacağı anlaşılmış. Dışarıdaki dünya aynı yerinde dururken insanın kendi içinde birkaç santim yer değiştirmesi bile bazen bütün manzarayı değiştiriyor. Bu aralar en basit, en doğrudan cevabın çoğu zaman en doğru cevap olduğuna iknayım. Şimdilik. “Şimdilik” kelimesini özellikle seviyorum. Kesinlik iddiası taşımıyor. İnsana fikrini değiştirebileceği, yeniden düşünebileceği, yanıldığını kabul edebileceği kadar yer bırakıyor. Bugün bildiğimi yarın başka türlü görebilirim. Başka bir gözlük takarım. Başka bir manzaraya bakarım. Olur. Kendime değişmez hükümler vermek yerine hareket alanı bırakmayı tercih ediyorum. Çünkü kendi fikrini değiştirebilmek de insanın özgürlüklerinden biri. Ama bugün, burada, kırk iki yaşımın baharında şunu söyleyebilirim: Dönüştüğüm kadın içime siniyor. Mükemmel olduğu için değil. Her şeyi çözdüğü için hiç değil. Bana daha çok benzediği için. Neyi istediğini biraz daha iyi bilen, istemediğinin bedelini ödemeyi ise giderek daha az kabul eden biri olduğu için. Yarın sabah yine kahve yapacağım. Hayat kendi bildiği gibi devam edecek. Ben de kendi bildiğim kadarını seçeceğim. Manzara aynı mı olur, başka mı, bilmiyorum. Ama tüm sabahlar benim.

Evrim Onuk

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

Deniz…

İnsan gözleriyle koca bir denizi kucaklayabilir, martılarla konuşabilir, gece olduğunda gökyüzündeki yıldızları öpebilir. Kalbiyle şiir okuyabilir, kitaplarla el ele tutuşabilir. Hem yağmuru hem güneşi aynı

Yazılarım

Satır Araları…

Geçtiğimiz birkaç günü ağır bir soğuk algınlığının içinde, hasta geçirmemiş olsaydım bugün kitabım için İstanbul’a doğru yola çıkıyor olacaktım. Cumartesi günü edebiyat editörümle yapacağımız görüşme,

L'Atelier SoHo

error: Content is protected !!