Bir ben vardır bende, benden içeri…

Kırılgan olmak cesaret ister… Asla zayıflık değildir. Asıl güç, kendini tüm kusurlarınla ortaya koyabilmek ve bütün hallerinle kendini kucaklayabilmektir.

Uyuşturmayalım varlığımızı. Bu hayata dışarıdan mükemmel durmaya değil, kendimizi gerçekleştirmeye geldik. Birkaç yıl önce içime doğru çıktığım yolculuk sırasında başladım yogaya. Yoga matında nasılsam, hayatta da öyle olduğumu fark etmem çok uzun sürmedi. Kendini yan mattakine kıyaslayan, biri beni izliyorsa daha özverili yoga yapan, dışarıdan takdir bekleyen ve şekle odaklanan bi yoginiydim.

Düşme korkumun üzerine gitme ve sınırlarımı aşma gazıyla, minik bir omuz sakatlığı da geçirdim. Havalı hareketleri yapabilmenin zihnimin bir arzusu olduğunu, pandeminin başında hissederek uyandım. Bu küçük uyanış sonrası meditasyon ve yogada sadece, esneyeyim uzayayım, rahatlıyım derdindeyim. Havalı asanaları yapabilen, fit ve farkındalık demeçleri veren yoga eğitmeni çok gördüm. Dışarıdan çok da estetik duruyor ve seviyorum böyle hesapları takip etmeyi. Ama yaşadığı acılardan bahsedeni, kendini kırılganlıkları, karanlıkları ve kaygılarıyla açıkça ortaya koyanını az gördüm.

Kaygıdan kurtulmak için genelde sorundan uzaklaşmaya çalışırız; bi dizi açar, bir şeyler okur, sosyal medyaya düşer, oyalanacak bir şeyler illa ki buluruz. Ama biliyorum ki bastırmak sorunu çözmüyor, yalnızca öteliyor. Ne kadar akademik bilgiye sahip olursan ol, kendimizi yeterli tanımıyorsak, bence o noktada ilerliyemiyoruz. Birçok kişi kendini çok iyi tanıdığını düşündüğünü biliyorum. Oysa benim gördüğüm kendini gerçekten tanıma yoluna yeni girenlerin, kendini tanımakta güçlük çektiğini kabul etmeleri. 

Yüzümün görünüşüne epeysi hakimim çünkü aynadaki yansımasına sıkça bakıyorum. Aslında düşüncelerimi, hislerimi, isteklerimi, dürtülerimi ve korkularımı bütünüyle görebileceğim bir ayna daha var; Düşüncelerim!!! Bu cennet hayatı yaşamayı hakkıyla becerebilmek için kendimizi, aynadaki yüzümüzü tanıdığımız gibi tanımamız gerektiğine inanıyorum.

Bence bunun en güzel metodu da insan ilişkilerimizi gözlemlemek. Hayranlık duyduğum kişileri etkilemek isterim. Bana bir şeyler verebilecek kişilerle konuştuğumu fark edebilirim. Veremeyecek olanları dinlemeyebilirim. Korktuğum kişilere karşı dikkatli olurum. Yani kendimi ilişkilerin aynasında gözlemleyerek, insanlara gösterdiğim saygının ne kadar sahte olabildiğini öğrenebilirim. Kendimi olduğum gibi arada dominant olabildiğimi görmek keşiflerimin en derini.

Bugüne kadar kendimle ilgili en derin gerçekleri, insanlardan öğrendim. Çünkü kusuru dışarıda aramanın, kurban rolüne girmenin ve kendimi sürekli haklı çıkarma çabasının ötesinde, artık sadece olaylara verdiğim tepkilerle ilgileniyorum.  

Kalıbımızdan çıkarken parçalananları, sakladığımız ve yarattığımız yeni parçalarla birleştirmek. Fark etmek, yüzleşmek, kabul etmek, dönüştürmek ve bütünleştirmek. Rüya görmektense rüya yaratmak. Bir kalıptan çıkan moloz yığınlarına dönüşmektense kendi özgün heykelimizi, içimizdeki sanatçıyla kendi sanat eserimizi yapmak. 

Haftaya Görüşmek Üzere.
Evrim ONUK

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

RAFİNE

Sakin bir köşede kitabım ve kahvem ile ruhumu gezdiren zamanlar yaratıyorum. Kendim için, kendime iyi gelmek için bazen de sadece canım öyle istediği için… Böyle

Yazılarım

Sevmek ve Sevilmek

Sevmek ve sevilmek. Sevmeyi bilmek ya da gerekiyorsa Erich Fromm’un da dediği gibi bir sanat dalını öğrenir gibi öğrenmek. Bir de tabi sevmekle yetinmeyip bunu

L'Atelier SoHo