Amsterdam ve Den Haag Günlükleri

Kendimi, kontrollü eylemsizlik planımı, iç sesimi, bir de kitaplarımı alıp geldim buraya.Bazen çok doğru kararlar alıyorum. Şehirleri seviyorum; güneş güzel battığı için severim örneğin bir şehri, yemek kültürü damağıma hitap eder. Sokaklarının bir dokusu vardır. İçinde bakınarak gezinmekten keyif alırım, mimarisi güzel olanı gözüme hitap ettiği için, tarihiyle ruhum şahlanır. Bazılarında bu yüzden de sevdiğim olur, saygı ve hürmeti her yaşta insanında bulabildiğim şehirleri ise çok ayrı tutuyorum. Nerede olursan ol, hangi kıta, hangi şehir. Salt yalnızlığa alıştığın o yerde en çok kendine yakınlaşıyorsun.

Amsterdam bir sihrin içerisinde yaşamak gibi. O kadar güzel ki, sokakalarında kayboldukça mutlu oluyorum. İlham ve neşe katıyor ruhumun derinliklerine. Kimi kasvetli şehirleri sever, kimi sayfiye yerlerini mesela. Kimi yağmuru, kimi güneşi. Ben yürünebilen, bisiklete binilen, düz, canlı şehirleri severim. Her köşede bir kitapçı, antikacı, cafe, neşeli insanlar, şehir içi kolay ulaşım tercih ederim. Bu anlamda Amsterdam’ı ve Den Haag’ı çok sevdim. “Aynı anda hem bile isteye kaybolmuş, hem de bulunmuşum da iyi olmuş gibi hissettirdi bana bu şehir.” Okuduğum; hatırlanma, şımartılma, biraz nazlanma, çokça samimiyet, azıcık müteşekkir olma durumunu bu kadar güzel ifade edebilen, kalbe en yakın cümlelerden biri olabilir. Woods Winnicott’un cümlesi. “Bulunmamak felaket olurdu çünkü”.

Şehir, yıkanıp ütülenmiş tiril tiril bir gömleğin pahalı kol düğmeleri gibi. Bir imgeyi insanın zihinde tekrar tekrar örüyor ya bazı yazarlar, üstelik senin aklının ucundan geçmeyen şiir gibi bir tanımlamayla, işte ben o satırları okumaya doyamıyorum. Hayatın her ayrıntısını bir yana çivilemeli. Güzel ayrıntıları önce gönlüme sonra profilime çiviliyorum. Pek çokları mutluluğu, insandan daha yüksekte ararlar, bazıları daha da alçakta; ama mutluluk insanın boyu hizasındadır. Yani,ne kadar insan boyu varsa, o kadar da mutluluk var. Dünya, keşfetmeyi arzuladığım bir gizem benim için. İçimde bitmek tükenmek bilmeyen bir merak var benim. Görmek, öğrenmek, deneyimlemek istiyorum. Bu sebeple her daim öğrenciyim diyorum. Farklı hayatlar, coğrafyalar, düşünceler, kavramlar, gezegenler, yıldızlar, ne varsa öğreneyim. Gezerek gördüklerim hafızama kazınıyor. Büyüleniyorum, şaşırıyorum, farklı kültür ve yaşamları gördükçe dünyaya farklı bir gözle bakmaya başlıyorum. Algımın sınırları genişliyor, güneşin altında beliren ufuk çizgisi gibi uçsuz bucaksız uzanıyor adeta zihnimin kıvrımları. Gezip gördükçe öğrenme aşkım harlanıyor. Ne zaman farklı topraklardan yuvama dönsem kitaplara olan tutkum daha da artıyor. Okumak, su gibi, yemek gibi bir ihtiyaç haline geliyor.

Evrim Onuk

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

RAFİNE

Sakin bir köşede kitabım ve kahvem ile ruhumu gezdiren zamanlar yaratıyorum. Kendim için, kendime iyi gelmek için bazen de sadece canım öyle istediği için… Böyle

Yazılarım

Sevmek ve Sevilmek

Sevmek ve sevilmek. Sevmeyi bilmek ya da gerekiyorsa Erich Fromm’un da dediği gibi bir sanat dalını öğrenir gibi öğrenmek. Bir de tabi sevmekle yetinmeyip bunu

L'Atelier SoHo