Kendini Eksiltmeyi Bırak…

Heyecandan içimizin titrediği, mutluluktan uyuyamadığımız ya da sabah gözümüzü açar açmaz şükrettiğimiz zamanlar var; belki çok sık değil, belki de tam bu yüzden kıymetliler. Sonra içimizin daraldığı, bir şeylerin eksildiği, dünyanın olduğundan daha karanlık göründüğü günler geliyor. İnsan zihni karşılaştığı şeyi tanımak, anlamlandırmak ve bir yere yerleştirmek için genellemeyi seviyor. Dünyayı anlamaya çalışırken işe yarayan bu alışkanlık, konu kendimiz olduğunda bazen ağır hükümlere dönüşüyor: “Ben hep böyleyim, benim başıma hep bu gelir, ben asla doğru insanı seçemem.” “Hep” ve “asla”… İki küçük kelime ama insanın kendisi hakkında verdiği en ağır hükümler çoğu zaman onların arkasından geliyor. Üstelik kendimizle ilgili güzel şeyleri aynı kesinlikle söylemekte o kadar mahir değilken, kötü bir günümüzde “Hiçbir şeyi beceremiyorum,” demek için elimizde yıllara yayılmış bir kanıt dosyası varmış gibi davranabiliyoruz.

Üzgünken her şey biraz daha “hep”, kırgınken her şey biraz daha “asla” oluyor; o anda yalnızca bugünün acısını değil, geçmişte ona benzeyen ne varsa yeniden hatırlıyoruz. İyi olduğumuz günleri, başardıklarımızı, dayandıklarımızı ve bir zamanlar içinden çıkamayacağımızı düşündüğümüz hâlde çıktığımız yerleri ise kolaylıkla unutabiliyoruz. Bunu fark ettiğimden beri kötü hissettiğim zamanlarda aklımdan geçen her düşünceye eskisi kadar kolay inanmıyorum; çünkü bir düşüncenin zihnimden geçmesi, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmiyor. Belki hayatım kötü değil, bugün kötü bir gün; belki hiçbir şeyi beceremiyor değilim, yalnızca bu kez beceremedim. Belki herkes beni terk etmiyor, yalnızca biri gitti. Aradaki fark küçük görünüyor ama biri hayatın tamamına hüküm verirken diğeri yalnızca yaşananı olduğu yerde bırakıyor. İnsan bazen tek bir başarısızlığı, ayrılığı ya da yanlış kararı bütün hikâyesinin üzerine koyuyor; oysa hiçbirimiz başımıza gelen tek bir şeyden ibaret değiliz.

Belki insanın kendisine yaptığı en büyük haksızlıklardan biri, hayatındaki istisnaları küçümsemek. “Ben asla yapamam,” dediğin şeyi bir kez yaptıysan artık o cümledeki “asla” doğru değildir. “Ben hep yanlış karar veririm,” diyorsan doğru verdiğin tek bir karar bile o “hep”i yerinden oynatmaya yeter. Kendini eksiltmeyi bırakmak, kendini olduğundan büyük görmek ya da kusurlarını inkâr etmek değil; yalnızca kendin hakkında verdiğin hükümlerde biraz daha adil olabilmek. Bir kötü günün bütün hayatının özeti olmadığını, bir yanlışın bütün doğrularını geçersiz kılmadığını ve birinin seni sevmemesinin seni sevilmeye değmez kılmadığını hatırlamak. Çünkü insan kendisini en çok, kendi hakkında kurduğu kesin cümlelerin içinde daraltıyor. Belki özgürleşmek bazen büyük bir cesaret göstermekten değil, o cümledeki tek bir kelimeyi değiştirmekten geçiyor: “Hep” yerine “bazen”, “asla” yerine “henüz”, “hepsi” yerine “biri”. En önemli değişimler her zaman büyük adımlarla başlamıyor; bazen yıllardır doğru kabul ettiğimiz bir düşüncenin karşısına çıkan küçücük bir itiraz, bütün hikâyenin yönünü değiştirebiliyor. Çünkü bir genellemeyi bozmak için yüzlerce kanıta ihtiyacımız yok; bazen tek bir istisna yeter ve insan, o istisnayı kendisine çok görmemeli.

Evrim Onuk

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

Kendi Zamanımın Güzelliği…

Daha ne kadar davetkâr olabilir ki bir yer. Hayatımın tam merkezinde gezintideyim bugün. Kitap kafelerin büyüsüne oldum olası hayranlığım düşkünlüğüm ayrı bir zaafım var. Başka

Yazılarım

Kitaplarla Hemhâl Olmak…

İstanbul’un kitap kafelerinde başka bir zaman akıyor sanki. Şehrin görkemi, sokakların telaşı, tarihin iç içe geçtiği o kendine has doku; bir de bütün bunların arasına

L'Atelier SoHo

error: Content is protected !!