Krzysztof Kieślowski’nin sorumluluk üzerine söylediği bir söz uzun zamandır aklımda; yollarımız, farkında olsak da olmasak da sürekli kesişiyor ve bu yüzden yalnızca kendimiz için yaşamıyoruz, yaptığımız şeylerin etkisi bazen hiç tanımadığımız insanların hayatına kadar uzanıyor. Sorumluluk biraz da bu düşüncede saklı benim için ve birbirimize görünmez ipliklerle bağlı olduğumuzu düşünmeyi seviyorum; toprağın altında birbirine değen kökler gibi, aynı yerde büyümesek, aynı gökyüzüne bakmasak, hatta birbirimizi hiç tanımasak bile birimizin yaptığı küçücük bir şey diğerinin hayatında yıllarca kalabiliyor. Bir söz, bir iyilik, bir ihmal, bir güven, bir kırgınlık, bir kapıyı açık tutmak, tam zamanında edilen bir telefon ya da edilmeyen… İnsan kendi hayatında önemsiz sandığı bir hareketin, başkasının hikâyesinde ne kadar büyük bir yer kapladığını bazen hiçbir zaman öğrenmiyor. Bu hayatta yalnız olmadığımızı anlamak için artık enerjiye ya da görünmez frekanslara başvurmaya ihtiyacım yok; birbirimizi etkiliyoruz ve bana kalırsa bu gerçek tek başına yeterince büyük. Kendi iyilik hâlim için yaptıklarım elbette benim sorumluluğum; ruhuma, bedenime, kalbime ve zihnime iyi gelen şeylere yaklaşmaya çalışıyorum ama iyi olmayı artık sürekli mutlu, verimli ya da pozitif olmakla karıştırmıyorum. İnsan bazen yorgun, bazen kırgın, bazen ne yapacağını bilmiyor ve kimi zaman bütün iyi niyetine rağmen yanlış bir seçim yapıyor; bunların hiçbiri tek başına onun değerini belirlemiyor. Benim için mesele kusursuz yaşamak değil; kendime ve başkalarına verdiğim zararı görebilmek, yanlış yaptığımda bunu kabul edebilmek ve kendi payıma düşen sorumluluğun yanından sessizce geçmemek.
Hayatta ilmek ilmek emek vermek istediğim şeylerden biri güvenilir bir insan olmak; gerektiğinde özür dileyebilmek, geri çekilmem gereken yeri bilmek ve bana emanet edilen güveni hafife almamak. Çünkü kişisel saygınlığımız biraz da kimse bakmıyorken yaptığımız seçimlerin, işimize gelmediğinde bile koruduğumuz ilkelerin ve karşımızdakinin hiçbir zaman öğrenmeyeceğini bildiğimiz hâlde yapmamayı seçtiğimiz şeylerin toplamı. “İyi biri olmak istiyorum.” diyebilirim ama bunu başardığımı her zaman söyleyemem; zaten insanın kendi kendisine verdiği “Ben iyi bir insanım.” hükmünün tek başına pek bir anlamı yok. Belki asıl cevap, başkalarının hayatında bıraktığımız yerde; yanımızdayken kendilerini güvende hissedip hissetmediklerinde, bize emanet ettikleri bir şeyi nasıl taşıdığımızda, incittiğimizde ne yaptığımızda ve kimse bizi alkışlamazken nasıl davrandığımızda saklı. Biraz önce bir arkadaşımla bunları konuştuk ve konuşma bittikten sonra zihnimde eski cümleler dolaşmaya başladı: “Olacak olan olur.”, “Geleceği varsa bir yolunu bulur.”, “Yolun sonunda mutlaka ışık vardır.” Bu sözlerin insana iyi gelen bir tarafı var ama hayatın her zaman böyle çalıştığından artık emin değilim; bazı şeyler olmuyor, bazı insanlar gelmiyor, bazı yollar yarıda kalıyor ve bazı kayıpların sonunda insan büyük bir aydınlanmaya ulaşmıyor. Yine de sabah kalkıyor, işini yapıyor, birini arıyor, bir başkasının elini tutuyor ve yürümeye devam ediyor. Belki insanı taşıyan şey her yolun sonunda onu bekleyen bir ışık olduğuna inanmak değil; karanlıkta da nasıl davranmak istediğine dair kendisine verdiği sözü hatırlayabilmek.
Bu yüzden yolun anlamını artık yalnızca sonunda ne bulduğumuzda aramıyorum; yürürken kim olduğumuz, kime değdiğimiz, kimin yükünü bir parça hafiflettiğimiz ve bir başkasının bize güvenebileceği bir insan olup olmadığımız da en az vardığımız yer kadar önemli. Hayatlarımız birbirine düşündüğümüzden daha fazla temas ediyor; bazen bir cümlemiz başka birinin zihninde yıllarca kalıyor, bazen gösterdiğimiz küçücük bir nezaket hiç bilmediğimiz bir günün ağırlığını azaltıyor, bazen de düşünmeden yaptığımız bir şey karşımızdakinin içinde bizden çok daha uzun yaşıyor. Bunun bilgisi insanı her adımında tedirgin etmek için değil, biraz daha özenli kılmak için var bana göre; çünkü başkasının hayatında nasıl bir iz bırakacağımızı bütünüyle kontrol edemesek de niyetimizden, davranışımızdan ve yaptığımız seçimlerden sorumluyuz. Her şey küçük bir adımla başlıyor ve sonrasını çoğu zaman bilmiyoruz; yolların tuhaflığı da biraz burada, nereye varacağını bilmeden yürüyorsun, kiminle karşılaşacağını, kimin senden ayrılacağını, hangi kavşakta fikrini değiştireceğini önceden göremiyorsun. Belki kader dediğimiz şeyin bir kısmı tam da bu bilinmezliktir ama bilinmezlik, insanı kendi payından muaf tutmuyor. Nereye varacağımız her zaman bizim elimizde değil. Kimin yolumuza çıkacağı da. Fakat o yol boyunca neyi incitmeden taşımaya çalışacağımız, bize duyulan güvenle ne yapacağımız ve başka bir hayat bizimkine değdiğinde nasıl bir insan olmayı seçeceğimiz konusunda hâlâ söz hakkımız var. Benim için sorumluluk artık biraz da bu: Yolun sonunu bilmeden yürümek ama nasıl yürüdüğümü tesadüfe bırakmamak.
Evrim Onuk




