Kendimden Kendime

İnsan yaşayıp yaş aldıkça iki şey çok değişiyor sanki; biri gözlerindeki ifade, diğeri hayattan bekledikleri. Bu aralar arkadaşlarıma ara ara öyle şeyler söylüyorum ki, bunu ben mi dedim? diyorum bir anda içimden. Oysa ne kadar değişiyor insan, düşündükleri, ihtiyaçları, beklentileri. Biz nasıl fark etmeden uzun ve engebeli yollardan geçiyorsak, yıllar da bizim üzerimizden öyle geçiyor. İnsan ister istemez şekil, fikir değiştiriyor. 42 yaşındayım ve tahmin edilenden çok daha köşeli bir aklım oldu uzun yıllar. Bakış açım hep sertti, fikirlerim hep nedense çok netti, kessen değişmem gibi gelirdi. Her işimi kendim yapmakla, düşsem bile tek başıma kalkabilmekle, cengaver gibi kız olmakla övündüm durdum. Bunlar kötü şeyler olduğundan değil elbet, ama şimdi bakınca o kadar da maharet gelmiyor mesela. Hatta kendimi kendime kanıtlamaya çalışmamın boş bir emaresi gibi duruyor daha çok.

Başlarda zorlandım, kendime nedense hiç yakıştıramadım ama nihayet zamanla yardım istemeyi öğrendim. Artık eskisinden çok daha açığım insanlara. Yapamayacaklarımı da, yapmak istemediklerimi de, istesem de beceremeyeceklerimi de açık yüreklilikle söylüyorum. Düşersem yardım istiyorum, her şeyi tek başıma halletmek için kendimi paralamıyorum. Olmuyorsa, olmuyor. Veya bazen, bir el yardımıyla her şey ne kadar kolay oluyor. Büyüdükçe ben de bu dersleri alacakmışım meğer hayattan, zamanla öğrenmeye çalışıyorum. Hayatta bir şeyleri tek başına başarmak çok güzel ama sana uzanan bir yardım eline sıkıca tutunmak da öyle. Kendini sevmek sevmelerin en lezzetlisi maksat insan yaşamak istesin, maksat insan sevmek, sevilmek istesin.

Yıllar geçtikçe yaşadıklarım, hissettiklerim, gördüklerim ve deneyimlediklerim nasıl büyüyüp şekillendiyse, ayaklarımın altındaki zaman da artık bir koşu bandı gibi hizalanmaya başladı. Hep diyorum ya insan içindeyken anlamıyor diye, bazen yürürken ben de anlamadım olan biteni. İçinden geçtiğim bazı anlar hala malum Teoman şarkısı gibiydi; yıllar, hayatlar geçiyor ama vakit bir türlü geçmiyordu. Kıssadan hisse, diyeceğim şu. Benim gibi bir gözü hep arkada kalanlar bilir. Bir yerlerden gitmek, bir şeyleri bitirmek, istesen de aynısının bir daha yaşanmayacağını, aynı suda tekrar yıkanamayıp, aynı yollarda tekerleklerini döndüremeyeceğini bilmek bizim gibiler için hep biraz daha zordur, kabullenmek biraz daha zaman ister. Kaçmaktansa bağlanmayı, gezmektense yerleşmeyi sevenler ayaklarının altında kayıp duran zaman bandını bence hep biraz daha fazla hisseder. Ve ayaklarımızın altından hiç durmadan kayan zamanın elleri hepimizi giderek daha hızlı koştursa da, onun o görünmez parmakları bence bizim gibilere hep biraz daha fazla değer.

Evrim Onuk

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

Sevmek ve Sevilmek

Sevmek ve sevilmek. Sevmeyi bilmek ya da gerekiyorsa Erich Fromm’un da dediği gibi bir sanat dalını öğrenir gibi öğrenmek. Bir de tabi sevmekle yetinmeyip bunu

Yazılarım

Amsterdam ve Den Haag Günlükleri

Kendimi, kontrollü eylemsizlik planımı, iç sesimi, bir de kitaplarımı alıp geldim buraya.Bazen çok doğru kararlar alıyorum. Şehirleri seviyorum; güneş güzel battığı için severim örneğin bir

L'Atelier SoHo