Çok kendiliğinden oldu. Son bir haftada ruhumun birkaç aidiyeti birden hafifledi. Bazı insanlara. Bazı düşüncelere. Bazı ihtimallere. Belki de artık bana ait olmayan birkaç eski hâlime. Kopmak gibi değildi bu. Daha çok, uzun zamandır elimde tuttuğum bir şeyi fark etmeden gevşetmek gibi. Bir sabah bakıyorsun ve artık eskisi kadar sıkı tutmadığını anlıyorsun. Şu ahir ömrümde ilk kez, sonucundan çok sürecini düşündüğüm günlerden geçtim. Bu bana yabancı bir şey. Nereye varacak? Ne olacak? Doğru mu? Yanlış mı? Değecek mi? Sonunda ne kalacak? Zihnim bir şey daha başlamadan onun son cümlesini bilmek ister. Bu kez biraz sustum. Sonucu yolun sonuna bıraktım. Belki her hikâyenin daha ilk sayfasında finalini bilmek gerekmiyordur. Belki bazı şeyler, yalnızca içinde yürürken anlaşılır. Hayat hepimiz için biricik ve tek. Başkalarının kurguladığı bir yaşam biçimine bütünüyle teslim olunamayacak kadar da kısa. Hangi yoldan yürümek istediğimi en iyi ben bilirim. Bazen de bilmem. Bunu kabul etmek artık eskisi kadar huzursuz etmiyor beni. Çünkü kendi hayatının öznesi olmak, bütün cevapları bilmek değilmiş. Bazen yalnızca kararı başkasına bırakmamakmış. “Ben” dediğim şey de biraz burada saklı zaten. Başıma gelenlerde değil yalnızca; onların karşısında ne düşündüğümde, ne hissettiğimde, ne yaptığımda. Neye razı olduğumda. Neye olmadığımda. Ve bütün bunların arasında kendime ne kadar sadık kalabildiğimde. Dışarıdan pek çok ses geliyor elbette. Doğrular. Yanlışlar. Tavsiyeler. Kaygılar. İyi niyetli uyarılar. Bazen de yalnızca gürültü. Ben bütün bunların altında bana ait olan sesi kaybetmemeye çalışıyorum.
Kaygılarımın çizdiği haritada yürümek istemiyorum artık. Ama kaygısız da değilim. Korkuyorum bazen. Tereddüt ediyorum. Geri dönmek istiyorum. Bir kararın eşiğinde uzun uzun bekliyorum. Sonra yine de seçimimi yapıyorum. Cesaretin korkusuzluk olmadığını galiba en çok böyle zamanlarda anlıyorum. Kendi kararının arkasında durmak, o kararın mutlaka doğru çıkacağına inanmak da değil. Yanılabileceğini bilerek seçmek. Ve yanılırsan, kendi elinden tutup oradan yeniden çıkabileceğine güvenmek. Bu güven bana sonuçlardan daha kıymetli geliyor artık. Çünkü hayatın bütün ihtimallerini önceden hesaplayamam. Rastlantılar bazen yolumu aynı limana çıkarıyor. Bazen de hiç bilmediğim yerlere. İyisini de kötüsünü de, sonuçlarıyla birlikte kendi seçimlerimle yaşamayı öğreniyorum. Bu cümlede tuhaf bir huzur var. Çünkü seçmek yalnızca özgürlük değil. Sorumluluk da. Bir şeyi seçtiğinde başka bir şeyden vazgeçiyorsun. Bir yola girdiğinde ötekinin ihtimalini geride bırakıyorsun. Her seçimin görünmeyen bir vedası var belki. Bazen bedel dediğimiz şey de tam olarak bu. Ben artık her seçimimin sonunda mutlu olmak gibi bir beklenti taşımıyorum. Mutluluk, bir kararın doğruluğunu ölçmek için fazla değişken bir şey. Ama mümkün olduğunca, o seçimi neden yaptığımı bilmek istiyorum. Başkalarının düşüncelerini elbette dinleyebilirim. Sevdiğim insanların kaygılarını da. Bazen benim göremediğim bir şeyi onlar görebilir. Bazen haklı da çıkabilirler. Ama sonunda yaşayacağım hayat onların değil. Benim. Bu yüzden başka bir aklı ödünç alabilirim belki; ama kendi irademin yerine koymak istemiyorum.
Bir zamanlar özgürlüğü kimseye ihtiyaç duymamak gibi anladığım zamanlar oldu. Şimdi bunun özgürlükten çok başka bir tür yalnızlık olabileceğini düşünüyorum. Özgürlük kimseyi dinlememek değil. Kimseye bağlanmamak da değil. Sevmemek, etkilenmemek, fikrini değiştirmemek hiç değil. Özgürlük, bütün sesleri duyduktan sonra kendi sesini ayırt edebilmek. Bir başkasını severken de, ondan ayrılırken de, kalırken de, giderken de kendini bütünüyle susturmamak. Melodi dediğim şey biraz bu galiba. Dışarıdaki bütün uğultunun altında hâlâ duyabildiğim o ses. Bazen çok güçlü değil. Bazen belli belirsiz. Bazen başka seslere karışıyor. Hatta bazen ben bile duymuyorum onu. Ama sustuğumda yeniden beliriyor. Ve benim. Dönüştüğüm kadın içime siniyor. Her zaman doğru karar verdiği için değil. Her şeyi bildiği için de değil. Kendi kararlarının sorumluluğunu almaya başladığı için. Doğru olabilirim. Yanlış olabilirim. Gidebilirim. Kalabilirim. Cesur davranabilirim. Korkabilirim. Bunların hiçbiri tek başına beni tarif etmiyor. Yola çıktım. Yağmur yağabilir. Yolumu değiştirebilirim. Bir yerde durabilirim. Geri dönebilirim. Bambaşka bir patikaya sapabilirim. Bunların hiçbiri yolculuğu eksiltmez. Çünkü artık başkasının haritasını taşımıyorum. Kendi gökyüzümün altında yürüyorum. Ve yol boyunca kaybetmek istemediğim tek şey, nereye vardığımdan daha önemli: Bütün o uğultunun içinde, bana ait olan melodiyi hâlâ duyabilmek.
Evrim Onuk




