İçimden ne geldiğiyle aramdaki bağın giderek kuvvetlendiğini hissediyorum; belki de her şey hakkında bir şey söyleyen, bir yere çağıran, nasıl biri olmam gerektiğini hatırlatan o bitmek bilmez dış sesleri biraz azalttığım için. Meditasyon, nefes, yoga, spor, aldığım destekler ve bedenime daha iyi bakmak hayatımda başka başka yerlerde duruyor ama sanırım hiçbirinin yaptığı şey beni başka birine dönüştürmek değil; yalnızca kendime biraz daha yaklaşmamı sağlıyor. Yaş mıdır bu yeni hâlimi getiren, yaşadıklarım mıdır, yoksa insan bir yerden sonra bazı şeyleri gerçekten umursamamayı mı öğreniyor, bilmiyorum; eskiden zihnimi saatlerce meşgul edecek olayların yanından şimdi bazen yalnızca geçip gidiyorum. İçimde yeni bir cümle var: “Keyfim nasıl isterse öyle.” Başkalarını hiçe sayan bir keyfîlik değil bu; kendi hayatımın içinde kendime biraz daha fazla söz hakkı vermek, neyi istediğimi, neyi istemediğimi, nerede kalıp nereden gitmek istediğimi ve bugün konuşmaya mı yoksa susmaya mı ihtiyacım olduğunu eskisi kadar küçümsememek. Şimdi bu satırları şubat sonuna hiç yakışmayacak kadar ılık, kapalı bir pazar sabahında balkonumda yazarken uzun zamandır ertelediğim küçük işleri sessizce bitirmiş olmanın ferahlığını taşıyorum; çünkü küçük anlar artık bana eskisi kadar küçük görünmüyor ve hayatın büyük kısmının zaten onlardan oluştuğunu düşünüyorum.
Sonra önümüzdeki günlerde okumak istediğim kitapları sıraya dizerken birden fark ediyorum: Müzik yok, podcast yok, televizyon yok; evin içinde bir şey konuşsun diye herhangi bir ses açmamışım, yalnızca ben, ev, sabah ve sessizlik varız. Eskiden zihnimin arka tarafında durmadan çalışan bir makine varmış gibi hissederdim; geçmişte söylenmiş bir cümleyi, yarın yapılacak bir işi, verilmesi gereken bir cevabı, gerçekleşmemiş bir konuşmanın provasını ya da çoktan bitmiş bir konuşmanın tekrarını durmadan öğütürdü. Bu sabah ilk kez o makinenin ne zamandır sustuğunu merak ediyorum, çünkü sustuğu ânı fark etmemişim; bazı değişimler insanın hayatına böyle, herhangi bir ilan vermeden yerleşiyor demek. Bir sabah uyanıp “Artık değiştim,” demiyorsun; aylar sonra sessiz bir evde kitaplarını dizerken, eskiden seni huzursuz eden sessizliğin artık sana iyi geldiğini fark ediyorsun. Kendime yaklaştıkça daha yavaş hareket ediyor ve daha fazla yazıyorum; daha az düşündüğümü söyleyemem, hâlâ çok düşünüyorum ama artık zihnimden geçen her düşüncenin peşinden gitmiyorum ve aradaki farkın kıymetini biliyorum. İnsan yaş aldıkça yalnızca gözlerindeki ifade ve hayattan bekledikleri değil, ihtiyaçları, tahammülleri, korkuları ve bir zamanlar vazgeçilmez sandığı şeyler de değişiyor; yıllar insanın içinden geçerken insan da yılların içinden geçiyor ve ikisi birbirinde mutlaka bir iz bırakıyor. Ben de dikkatle baktığımda hâlâ bazılarını görüyorum: Dikiş izlerini, kollarıma bağlanan serumları, bir daha hiç çıkmayacakmış gibi bedenime sarılan ağır alçıları ve görünmeyen başka izleri; artık hiçbirini kim olduğumun bütünü saymadan, yalnızca geçtiğim yolların sessiz kayıtları olarak taşıyorum.
İnsan bütün bunların ardından ayağa kalkıyor ama her zaman eskisi gibi değil; zaten neden eskisi gibi olsun? Belki mesele başına gelenlerden hiç değişmeden çıkmak değil, onlardan geçerken nelerin sende kaldığını ve nelerin artık sana ait olmadığını zamanla ayırt edebilmek. Kalan kalıyor, giden gidiyor; bazı şeyleri ben bırakıyorum, bazıları beni ve hayat bütün bunların arasından kendi ritmiyle akmaya devam ediyor. Bu sabah o akışı hızlandırmaya, yavaşlatmaya ya da kontrol etmeye çalışmıyorum; kitaplarım önümde, ev sessiz, hava hâlâ kapalı ve güneş birazdan, benim herhangi bir müdahaleme ihtiyaç duymadan doğacak. Ben de burada, hiçbir şeyi olduğundan başka bir şeye dönüştürmeye çalışmadan oturuyor ve uzun zamandır ilk kez sessizliğin içinde kendimi eksik hissetmiyorum. Ne müzik açmak, ne bir ses aramak ne de boşlukları aceleyle doldurmak istiyorum; çünkü bazı boşlukların doldurulmak için değil, insanın kendi sesini yeniden duyabilmesi için var olduğunu artık biliyorum. Belki “Keyfim nasıl isterse öyle,” derken kastettiğim de tam olarak bu: Hayatın her ânını açıklamak, düzeltmek ya da verimli hâle getirmek zorunda olmadan, bazen yalnızca kendi ritmime itimat edebilmek. İçimden nasıl geliyorsa öyle; bugün içimden sessizlik geliyor ve ben, uzun zamandır ilk kez, ona hiçbir şey eklemek istemiyorum.
Evrim Onuk




