İçimden nasıl gelirse!

İçimden ne geldiğiyle bağımın gittikçe kuvvetlendiğini hissediyorum.

Bunun, en büyük sebebi dış uyaranları minimize edince enerji alanımı güçlendirmenin muazzam kolaylaşması. Meditasyon, nefes, asana, spor, psikolojik ve bedensel terapiler, sağlıklı beslenme misliyle etkili ve güçlü hale geliyor.

Yaş mıdır bu yeni halimi getiren bilemiyorum ama eskiden umursadığım olaylar önemini yitiriyor, aklıma ‘Keyfim nasıl isterse öyle’ düşüncesi yerleşiyor. Artık her konuda konfor alanımdan çıkıyorum ve bunun tadını doyasıya çıkarıyorum. Okuduğum kitapların, yoganın, aldığım eğitimlerin ve terapilerin, bana kattığı farkındalıkları sanırım hayatın içine yedirerek paylaşmayı seviyorum.

Küçük anlar artık eskisi kadar küçük değil benim için. Değerini görmeye başladıkça küçük dediğimiz o anların kocaman olduklarını fark ediyorum ve bu anların içindeki mutlulukları, farkındalıkları paylaşmak hoşuma gidiyor. Bununla birlikte kendi pratiğim uzun süredir hiç olmadığı kadar düzenli ve istikrarlı gidiyor ve paylaştığımda sizin de motive olduğunuzu bildiğimden daha fazla işime yönelik bilgilendirici paylaşımlar da yapabiliyor olmak iyi hissettiriyor.

Bu satırları bir pazar sabahının çok erken bir saatinde, henüz güneş yükselmemişken yazıyorum. Balkondayım ama hiç üşümüyorum. Hava şubat sonuna yakışmayacak kadar ılık. Malum, hava kapattıkça içim açılıyor, yağmur yağdıkça bütün kuytu köşelerim yıkanıyor. Güneşler, sıcaklar, sarı aydınlıklar hiç bana göre değil. Bu sabah uzun zamandır yapmam gereken ufak tefek işleri yapmaya giriştim evde. Öyle bir anda, hadi dedim kendi kendime. Uzun uzun, sessiz sessiz, hatta neredeyse çıt çıkarmadan bir sürü iş hallettim.

Hani hep sonraya ertelediğin, yapılmasa hayatında bir değişiklik olmayacak ama yapılınca da seni iyi hissettiren şeyler vardır ya, onlar işte. Sonrasında önümüzdeki günlerde okumayı planladığım kitapları sıraya dizdim bir yandan da şunu düşündüm. Herhangi bir müzik sesine ihtiyaç duymadan ya da podcast açayım da ses olsun demeden kendi kendimle vakit geçirince, eskiden zihnimin arka planında çalışan yorucu, gürültülü, meşgul kazının artık durduğunu farkettim.

Zihnimi terbiye etmek ne iyi gelmişti hem ruhuma hem bedenime. Kendime ve dengeye geldikçe daha iyi ve sağlıklı hissediyorum. Daha yavaş hareket ediyorum. Daha fazla yazıyorum. Daha az düşünüyorum. İnsan yaşayıp yaş aldıkça iki şey çok değişiyor sanki; biri gözlerindeki ifade, diğeri hayattan bekledikleri. Oysa ne kadar değişiyor insan!

Düşündükleri, ihtiyaçları, beklentileri.Biz nasıl fark etmeden uzun ve engebeli yollardan geçiyorsak, yıllar da bizim üzerimizden öyle geçiyor. İnsan ister istemez şekil, fikir değiştiriyor. Geçen tüm olası tahribatlara, biraz dikkatli bakınca hala görünen dikiş izlerine, kollarına bağlanan serumlara ve bir daha hiç çıkmayacakmış gibi bedenine yapışan tüm ağır alçılara rağmen, insan bir şekilde ayaklanıyor. Kalan kalıyor, giden gidiyor ve yol akmaya devam ediyor.

Haftaya görüşmek üzere,

Evrim ONUK

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

Sevmek ve Sevilmek

Sevmek ve sevilmek. Sevmeyi bilmek ya da gerekiyorsa Erich Fromm’un da dediği gibi bir sanat dalını öğrenir gibi öğrenmek. Bir de tabi sevmekle yetinmeyip bunu

Yazılarım

Amsterdam ve Den Haag Günlükleri

Kendimi, kontrollü eylemsizlik planımı, iç sesimi, bir de kitaplarımı alıp geldim buraya.Bazen çok doğru kararlar alıyorum. Şehirleri seviyorum; güneş güzel battığı için severim örneğin bir

L'Atelier SoHo