Huzur Bulmak ve Yeniden Kaybolmak…

Şu sıralar şiirler çıkıyor kalbimden; nedenini bilmiyorum ama belki insanın içindeki gürültü biraz azaldığında, geride kalanlar başka türlü konuşmaya başlıyor. Son zamanlarda kendimde bir değişiklik hissediyor, eskiden frekansımın yükselmesi ya da algımın genişlemesi diye tarif ettiğim hâllere şimdi daha sade bir yerden bakıyorum. İnsan bazen kendisinin başka bir hâline geçiyor ve o yeni hâlin içinde nasıl yaşayacağını öğrenmesi biraz zaman alıyor; ben de içimdeki farklı iklimler arasında her zaman zarafetle geçemiyorum. Bazen taşkın, bazen sessiz oluyor; kimi zaman dünyaya karışmak isterken kimi zaman kendime kapanıyor ve bu geçişlerde bir kitaba, bir fincan kahveye, yoga matıma, bir yola ya da bir ağacın gölgesine ihtiyaç duyuyorum. Eskiden bunları birer kaçış gibi gördüğüm zamanlar oldu ama şimdi biliyorum ki beni kendimden uzaklaştırmıyor, tam tersine bazen kendime geri getiriyorlar. Olmayanın yoksunluğundan değil, olanın iyiliğinden beslenmeyi öğreniyor; tek başınalığımın içinde kendime geniş alanlar açıp hayatın sesini biraz kısarak ağaçların, yolların ve sessizliğin arasından kendime doğru dönüyorum.

Küçük şeylerle mutlu olmanın küçümsenecek bir tarafı olmadığını öğreniyorum; çünkü küçük dediğimiz şeyler birikiyor ve insan fark etmeden onlardan kendisine bir hayat kuruyor. Bir sabah, bir kahve, iyi bir cümle, uzun bir yol ya da bir ağacın altındaki sessizlik bazen koca bir günün ağırlığını değiştirebiliyor. Ufak değişiklikleri bile coşkuyla karşılıyorum artık ve sanırım yolculuğun bendeki tılsımı da burada; bir yere varmaktan çok, bulunduğum yerden biraz uzaklaşıp kendime başka bir açıdan bakabilmekte. Hayatı tesadüfen yaşayamayacak kadar güçlü hissettiğim zamanlar oluyor ama bu, her şeyin bir sebebi olduğundan emin olduğum için değil; her şeyin sebebini bilemeyeceğimi kabul ettiğim hâlde yaşadıklarımın içinde kendi anlamımı aramaktan vazgeçmediğim için. Kırk yaşıma doğru adım sayarken, hâlâ özgürce ufka doğru yol alabiliyor olmanın kıymetini daha iyi anlıyor ve bazen bir adım geride durup kendime bakıyorum. Dünya dönüyor, mevsimler birbirini kovalıyor, ben değişiyorum. Belki huzur da bir kez bulunup ömür boyu saklanan bir yer değil, insanın zaman zaman yolunu kaybedip yeniden döndüğü bir iç iklim.

Bu yüzden artık kaybolmaktan eskisi kadar korkmuyorum; çünkü kendime çıkan yolların yalnızca bir tane olmadığını biliyorum. Bazen bir kitabın içinden, bazen bir ormandan, bazen bir kahvenin sessizliğinden, bazen uzun bir yalnızlıktan, bazen de hiçbir yere varmayan bir yoldan geçiyor o yollar. Bir zamanlar bulduğumu sandığım şeyleri kaybediyor, kaybettiğimi sandıklarımı ise hiç beklemediğim bir yerde yeniden buluyorum. Belki insanın yüreğinde ne varsa rüyası da biraz o bahçeye çıkıyor ve yol ne kadar değişirse değişsin, içinde taşıdığın şey bir biçimde sana kendini hatırlatıyor. Arkana bakmadan yeniden başlayabildiğin zamanlar var ama galiba asıl mesele hiç arkana bakmamak değil; baktığında artık geri dönmek istemediğini bilmek. Huzuru buluyorum, sonra yeniden kayboluyor ve bir süre sonra yine kendime çıkan başka bir yol keşfediyorum. Artık bunun bir eksiklik değil, yaşamanın kendisi olduğunu düşünüyorum. Belki hayat dediğimiz şey de biraz bundan ibaret: Kaybolmak, yeniden bulmak ve her dönüşte kendine biraz daha başka bir yerden varmak.

Evrim Onuk

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

Kendi Zamanımın Güzelliği…

Daha ne kadar davetkâr olabilir ki bir yer. Hayatımın tam merkezinde gezintideyim bugün. Kitap kafelerin büyüsüne oldum olası hayranlığım düşkünlüğüm ayrı bir zaafım var. Başka

Yazılarım

Kitaplarla Hemhâl Olmak…

İstanbul’un kitap kafelerinde başka bir zaman akıyor sanki. Şehrin görkemi, sokakların telaşı, tarihin iç içe geçtiği o kendine has doku; bir de bütün bunların arasına

L'Atelier SoHo

error: Content is protected !!