Bali…

Yazı yazmak en tatlı terapimdir benim. Bu satırlar size ulaşana dek, önce günlüğüme dökülür. Kimsenin okumayacağını bildiğim metinlerin ayrı bir büyüsünü hissederim. Kimselere dillendirmediğim, belki de henüz kabullenemediğim ve hatta fark bile etmediğim düğümlerimi sebat ederek açmanın ayrı bir heyecanı olur içimde. Duygularımı dökmenin, kabullenmemin özgürleştiren bir tarafı vardır hayatımda. Her an, kendimden kendimi doğuruyorum. Bundan daha fazla ilgilendiğim başka hiçbir şey yok hayatımda. Kendi özüme vardıkça, tanrısallığıma da adım adım yaklaşıyorum. Kendimle ilgili birçok şeyi ertelediğimi hissettiğim bir anda, hayatımda bu kadar fedakarlık yaptığım bir dönem oldu mu? Diye sordum kendime… Bu aydınlanma, güçlenme ve tekâmül tesadüfi değil. Tam tersi ilahi zamanlamanın evren için kurduğu saat alarmıydı benim için. Uzun yıllardır gitmek isteyip bir türlü tek başıma cesaret edip gidemediğim Bali’ye gittim. Hiç bilmediğim topraklarda 10 gün tek başıma doğanın kucağında karmaşadan uzak her sabah kuşların sesiyle uyandım. Manta balıkları ile yüzdüm. Tüplü dalış yaptım. Maymunlar ile kucak kucağa saatlerimi geçirdim. Uzun meditasyonlar, yoga pratikleri yaptım. Kronikleşen yorgunluğumu master detox yaparak attım. Bedenen ve ruhen uyanmaya başladım. Kawa banyosunda kocaman bir tencerenin içinde ağrı noktalarımı tedavi ettirdim. Deeksha terapisi ile tepeden tırnağa enerji noktalarımı hissederek, olağan üstü bir dişil enerjiye sahip olduğumu hatırladım. Yaşamın her zorluğunun, dibe vurmanın beni 40’a hazırladığını anladım. Bali de hepsiyle mizah tadında yüzleştim. Özümden, içimden ve yaşadıklarımdan bambaşka bir kadın çıkardım.

Yaşadıklarımı unutup çöpe atmamak, her anını anlamak ve gizli şifreleri kırmak için kullanabilmek, iyi bir yaşam becerisi kazandırıyormuş. Ve tabi en önemlisi anladım ki önceki hayatım beni bu günlere hazırlamış. Bali de özümden, içimden ve yaşadıklarımdan bambaşka bir kadın çıkardım. Karakterimizi dış faktörlere bağlı hale getirmeden, zihnimizi belirli bir alan çizerek kendimizi oraya hapsetmeden ve erken yaşlarda, “Ben kimim?” sorusunu sormak dolu dolu yaşanacak bir ömrün ilk anahtarı! Sağlıklı hayat tercihleri ve sağlıklı düşünceler kendimizi tanıma fırsatı bulduğumuzda kendiliğinden geliyor. Ben kendime bir iyilik yaptım. Tek bir yaşam yaşamadığımıza inananlardanım. Aksine  ruhumuzun bir çok farklı bedende yaşadığını ve her yaşanan yaşamda kişinin enerjisinde bir takım izler bulunduğunu düşünürüm. Evren öyle bir muhteşem formülle işliyor ki, aradığımız cevaplar da ihtiyacımız olan şifa da doğada gizli. Eğer gerçekten kalpten istediğin bir dileğin ve niyetin varsa,  hiç ummadığın anda ve dünyanın bir ucunda gerçekleşebiliyor.  Ben de ruhuma ve bedenime şifa istediğim bir dönemde gerçekten mucize yaşadım.  O dönem gökyüzüne doğru bu isteğimi o kadar çok söyledim ve evrenin frekanslarına o kadar çok fısıldadım ki, şifacım ayağıma gelmedi ama farkında olmadan ben onun ayağına gittim. İşte muhteşem matematiksel düzenin içinde yaşamak, evrenle iletişimde olmak böyle şahane deneyimler yaşatıyor. Ne istediğini bilmek ve ne istemediğinden emin olmak öyle hafifletiyor ki insanı! Zorlamadan, ıspata gerek kalmadan, kasmadan, kaybolmadan kendi tercihlerimizle bir hayat seçtiğimizde…

 

Evrim ONUK

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

Sevmek ve Sevilmek

Sevmek ve sevilmek. Sevmeyi bilmek ya da gerekiyorsa Erich Fromm’un da dediği gibi bir sanat dalını öğrenir gibi öğrenmek. Bir de tabi sevmekle yetinmeyip bunu

Yazılarım

Amsterdam ve Den Haag Günlükleri

Kendimi, kontrollü eylemsizlik planımı, iç sesimi, bir de kitaplarımı alıp geldim buraya.Bazen çok doğru kararlar alıyorum. Şehirleri seviyorum; güneş güzel battığı için severim örneğin bir

L'Atelier SoHo