Solo Travel…

Kendimi bildim bileli bir şeyler yazdım; defterlere, kâğıt parçalarına, bazen bir kitabın kenarına, sonra yıllarca kendi siteme ve bu aralar daha çok kitap için. Uzun zamandır siteye yeni bir yazı yüklemedim ama insanın ezbere bildiği ne varsa unuttuğu, unuttuğu bazı hakikatleri ise yeniden hatırlamaya başladığı zamanlar oluyor; hayatın tadı da galiba tam böyle dönemlerde, incecik ve beklenmedik anların arasından çıkıyor. Uzun yıllardır hayalini kurduğum on günlük seyahate bu ayın sonunda, tek başıma ve hiç bilmediğim bir ülkeye doğru çıkıyorum; içimde merak, cesaret ve neyle karşılaşacağını henüz bilmeyen insanın o güzel tedirginliği var. Tek başına seyahat etmenin insanı mutlaka dönüştürdüğüne dair büyük cümleler kurmak istemiyorum, daha gitmedim bile; belki kaybolacağım, yorulacağım, bir yerde oturup “Ben buraya neden geldim?” diyeceğim, belki de yıllardır neden gelmediğimi düşüneceğim ve sanırım beni asıl heyecanlandıran da tam olarak bunu bilmiyor oluşum. Eskiden “Hayat seçimlerden ibaretse çok düşünmeye gerek yok.” derdim, bugün bazı şeyleri düşünmek gerektiğini ama düşünmenin de bir yerde sona ermesi gerektiğini biliyorum; çünkü insan aynı kapının önünde yıllarca durup içeride ne olduğunu tahmin edebilir ya da bir gün elini uzatıp kapıyı açabilir. Ben bu kez açıyorum ve kırk yıldır biriktirdiklerimi de yanıma alıyorum; doğru bildiklerimi, yanıldıklarımı, sevdiklerimi, kaybettiklerimi, korkularımı, cesaretimi ve kendim hakkında zaman içinde değiştirdiğim bütün fikirleri. Çünkü insan tek başına bir yolculuğa çıkarken aslında hiç de tek başına çıkmıyor; geçmişi, hafızası, alışkanlıkları, öğrendikleri ve henüz çözemediği tarafları da onunla birlikte yola koyuluyor. Ben de hepsini bavuluma yerleştirdim ama bu kez biraz boşluk bıraktım; dönüşte oraya ne koyacağımı bilmiyorum ve ilk kez bu bilinmezliği hemen bir cevaba dönüştürmek istemiyorum. Hayatımın geri kalanı için hâlâ çok istekli, çok meraklı ve hevesliyim; geleceği bütünüyle bilmek istemeden ona doğru yürüyebilmenin de kendine özgü bir zarafeti olduğunu yeni yeni anlıyorum.

Bu hayat benim; uzun bir bölümünü başkalarını da düşünerek, kimi zaman kendimden önce onları koyarak yaşadım ve bunun tamamından pişman değilim, çünkü sevdiğim, anne olduğum, sorumluluk aldığım, bir yere ait hissettiğim ya da yalnızca “Böyle yapılır.” sandığım için verdiğim kararlar da bugünkü hayatımın bir parçası. Fakat artık şunu biliyorum: Kendi hayatında kendine yer açmak, başkalarından yer çalmak değil; insan sevdiği insanlara yer verirken kendi varlığını hayatının kenarına taşımak zorunda değil. Geriye ne kadar ömrüm kaldığını bilmiyorum; kırk yıl da olabilir, bir gün de ve bunu dramatik değil, zamanla kurduğum ilişkiyi sadeleştiren bir hakikat olarak görüyorum, çünkü her şeyi yapamayacağımı, her yere gidemeyeceğimi, herkesi hayatımda tutamayacağımı ve bütün ihtimalleri yaşayamayacağımı bilmek seçimlerimi daha kıymetli hâle getiriyor. Ellili yaşlarım için de hayallerim var; Urla’da, doğanın içinde daha sade bir hayat mesela ama artık bir şeyi yeterince istersem evrenin mutlaka benimle iş birliği yapacağına inanmıyorum, hayallerime başka bir nedenle değer veriyorum: Bana nereye bakmak istediğimi gösterdikleri için. Hayal etmek benim için geleceği çağırmaktan çok yön tayin etmek; sonrası emek, cesaret, imkân, zaman ve hayatın hesabımıza katmadan önümüze çıkardığı sayısız tesadüf. Geriye baktığımda gerçekleştirdiğim pek çok şeyde hayal kurmaya zaman ayırmış olmamın payını görüyorum, çünkü insan önce ihtimalini kuramadığı bir hayata doğru kolay kolay yürümüyor; bu yüzden hâlâ hayal kuruyorum ve umarım bunu hiçbir yaşta bırakmam. Her kadının hırsa dönüşmeyen, onu başkalarıyla yarıştırmayan ve kimseye kanıtlamak zorunda olmadığı birkaç güzel hayali olmalı bence; yalnızca kendisine ait, gerçekleşse de gerçekleşmese de ona hangi yöne bakmak istediğini hatırlatan hayaller. İnsan kalabalıkların içinde bile kendi hayatının bazı yollarını tek başına yürüyor; kimse bizim yerimize tam olarak korkamıyor, karar veremiyor, vazgeçemiyor, affedemiyor, gidemiyor ya da kalamıyor ama bu, kimseye ihtiyacımız olmadığı anlamına da gelmiyor. Yol bize ait olsa da bazı insanlar yürüyüşümüzü güzelleştiriyor, bazıları elimizden tutuyor, bazıları bir süre yanımızda yürüyüp başka bir yola sapıyor ve insan zamanla her gideni düşman, her kalanı da kader saymamayı öğreniyor.

2022 nasıl bir yıldı diye sorsalar tek bir kelimeyle anlatamam; aklımın dağıldığı, kendimi toparlamakta zorlandığım günler de oldu, içinden renkler taşan sürpriz kutular açtığım zamanlar da. Kırıldım, güldüm, yanıldım; bazı insanları affettim, bazılarından beklentimi azalttım, bazılarını hayatımda daha uzağa yerleştirdim ve belki en önemlisi, kendim hakkında doğru olduğuna yıllarca inandığım birkaç fikri değiştirdim. Şimdi önümde henüz başlamamış on günlük bir yol var; neler göreceğimi, kiminle karşılaşacağımı, nerede kaybolacağımı, hangi anda kendimi yalnız hissedeceğimi ya da nerede durup çocuk gibi sevineceğimi bilmiyorum. Fakat ilk kez bilmemek beni bu kadar tedirgin etmiyor; çünkü artık her yolun bana büyük bir cevap vermesini, beni başka bir kadına dönüştürmesini ya da hayatımın eksik bir parçasını tamamlamasını beklemiyorum. Belki yalnızca başka sokaklarda yürüyecek, başka bir gökyüzüne bakacak, bilmediğim tatları deneyecek, yanlış bir sokağa sapacak, yorulacak ve sonra bir masaya oturup kahvemi içeceğim; bunların kendileri olmaktan başka bir anlam taşımaları da gerekmiyor. Dönüşte aynı kadın olabilirim ama aynı kadın olmak, hiçbir şeyin değişmediği anlamına gelmez; bazen insanın dünyası yeni bir hayat kuracak kadar değil, daha önce bakmadığı bir yere bakacak kadar genişliyor. Bu yüzden yolculuğuma benden yeni bir ben yaratmasını istemeden çıkıyorum; ne göstereceğini önceden tarif etmiyor, karşıma çıkacak olanı kendi hikâyeme zorla uydurmadan görebilmeyi diliyorum. Kırk yıldır biriktirdiklerim benimle; onları geride bırakmaya, yok saymaya ya da başka biri olmak uğruna hafiflemeye çalışmıyorum, çünkü bugün olduğum kadının ağırlığı da hafifliği de onlardan geliyor. Bavulumu hazırladım ve içinde biraz boşluk bıraktım; bu kez o boşluğu neyle dolduracağıma şimdiden karar vermiyorum. Gerisini yol bilir demeyeceğim; gerisini yolda görürüm.

Evrim Onuk

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

İstanbul…

Uzun satır aralarım yok bu yazımda. Yalnızca birkaç kelimeyle, bu fotoğrafın bende bıraktığı etkiyi unutmamak adına buraya çivilemek istiyorum… Tam yedi gece, sekiz gün. Sancılı

Yazılarım

Deniz…

İnsan gözleriyle koca bir denizi kucaklayabilir, martılarla konuşabilir, gece olduğunda gökyüzündeki yıldızları öpebilir. Kalbiyle şiir okuyabilir, kitaplarla el ele tutuşabilir. Hem yağmuru hem güneşi aynı

L'Atelier SoHo

error: Content is protected !!