Geçen gün kendime şu soruyu sordum;
İyi bir insan olmak, her şeye sessizce katlanmak mı demek? Yoksa iyilik, kendi ruhunu incitmeye izin vermemek midir? Bazen sevgi; sınır koymaktır. Bazen şefkat; “buraya kadar” diyebilmektir.Çünkü gerçek merhamet, kendini de koruyabilen bir kalpten doğar. İnsanın kendi iç alanına saygısı yoksa, başkasına sunduğu sevgi de zamanla tükenir. Ama yine de. Buna rağmen inandığım tek bir şey var. Kalp iyileşir… Sevgiyle, farkındalıkla, sorumluluk alarak. Ruh, doğru temasla kendi kendini onarmayı bilir. Yeter ki onu bastırmak yerine dinlemeyi seçmiş olalım. Bazen yaşamış olduğunun bir acı geçmez, sessizleşir. Ve biz “geçti” zannederiz. Oysa bazı duygular zamanı değil, şefkati bekler. Beden hâlâ hatırlar. Zihin aynı soruları döndürür.
Kalp ise, kimseye söylemeden yük taşır. Çünkü kalp, konuşamadıklarımızın hafızasıdır. Sessizliğin içinde bile atan bir hakikat taşır. Belki de mesele, kalbin yükünü biraz olsun hafifletecek cesareti kendimizde bulabilmekte gizli…
Hayatım boyunca sabahları uyandıktan sonra tekrar uyuyabilen biri olmadım. Gece benim için dünyanın sustuğu, iç sesimin netleştiği, üretimin kendiliğinden aktığı kutsal bir alan oldu her zaman. Kendimle en derin temasımı hep geceleri yazarak, kitap okuyarak kurdum. Sanki ruhumun karanlıkta daha dürüst konuştuğunu düşünürdüm. Rutinlerimi iki gündür olması gereken düzeyde değiştirmeye başladım. Beslenme alışkanlıklarımı, yoga ve nefes pratiklerimi hayatıma entegre ettim yeniden… Çünkü alışkanlık dediğin şey sadece bir rutin değil; aynı zamanda bir kimliktir. “Ben gece insanıyım” demek, “Ben buyum” demek gibi gelir insana. Kimliğimize tutunuruz; çünkü tanıdık olan güven verir. Ruh, gelişmek için bazen konfor alanının kapısını aralamak ister. Çünkü beyin ikna edilmek için değil, yönlendirilmek için vardır. Ve o ilk saniyeyi sen kazanırsan, gün seninle başlar. Hep söylerim niyet, enerjinin pusulasıdır. Sabah 5 kimse için romantik bir saat değil belki ama garip bir şekilde çok dürüsttür. Masken yoktur. Beklenti yoktur. Sadece sen ve nefesin vardır. İnsanın kendisiyle en çıplak, en filtresiz karşılaşmasıdır.
Her duygumu tartarım. Zihnimi ikna etmeye çalışırken kalbimi nasıl unuttuğumu hatırladığım günlerden geçiyorum bi kaç gündür. Hızlı kilo kaybedişimin bedenime ve ruhuma bıraktığı zararını fark edince sabahları zorlayarak da olsa ufak bir kahvaltı yapıyorum artık. Sonrasında kahve eşliğinde susabilmek, sessizce durabilmek, kelimelere ihtiyaç duymadan var olabilmenin gerçek yakınlığını hissediyorum. Rutinlerimin sinir sistemini sakinleştirdiğini, zihnimi yumuşattığının güzelliğini yaşıyorum birkaç gündür. Kalple uyumlanmanın; her hissi takip etmek değil, içte olanı bilinçle ayırt edebilmek olduğunu fark ettiğim noktadayım. Bir şeye neden isteksiz olduğumu, hissetmek; bazı yolların neden beni yorduğunu dürüstçe kabul edebilmek, ruhsal olgunluğumun sessiz işaretlerini alıyorum. Kalbi dinlemek hayatı mutlaka kolaylaştırmaz; ama sadeleştirir. Daha az kendini ikna etme, daha az zorlanmış karar, daha çok iç huzur getiriceğini geçtiğim yollardan aldığım tecrübe ile net biliyorum artık. İnsanın kendiyle kurduğu ilişki, dünyayla kurduğu ilişkinin aynasıdır. Bu hayatta bana verildiği için en çok şükrettiğim şeylerden biri, kendi kendimi tamir edebilme maharetimdir. Kalbimle bağım o kadar güçlü ki bir şeyi atlatmam için kendimle kalmam yetiyor… Artık hayatımın başkalarına nasıl göründüğünden çok, bana nasıl hissettirdiğiyle daha çok ilgilendiğim bir dönemdeyim… Önceden değişimin sadece büyümek olduğunu düşünürdüm. Sonra zamanla fark ettim ki; bazen renk değiştirmek, bazen yer değiştirmek ve bu konforun bende bıraktığı, kalbime iyi gelen tarafına iknayım artık.
Haftaya Görüşmek Üzere
Evrim ONUK




