Hoş Geldin Yeni Yaşım…

Bir yılı geride bıraktım mı sahiden? Virajları, kasisleri, durakları, yürüdüğüm patikaları, koştuğum sokakları… Ondan emin değilim. Ama bugün kutlamaya değer bir yaşı daha arkamda bırakıyorum. 45 yaşına giriyor olmanın eşiğinden buruk bir hisle geçiyorum… Kusurlarım kadar mucizelerim olduğunu, hatalarım kadar haklılıklarımın olduğunu, eksiklerim kadar fazlalıklarımın olduğunu, öfkemden büyük merhametimin olduğunu, zorlandığım her noktada kolaylaştırmak için cesaret ve büyük anlayışımın olduğunu, çocuk kalpli olduğum kadar anaçlıklarımın fazla olduğunu, çok sevecek kadar kocaman bir kalbim olduğunu ve vazgeçebilecek kadar dik bir duruşumun olduğunu biliyorum. Yeni bir kadın doğuruyorum kendimden bugün… Bir kadın her çiçeklenişinde kendini kendinden yeniden doğurabilir çünkü… Mevlana’nın “Boşal ki dolasın.” emri yankılanıyor içimin derinliklerinde.

Günlerdir yazıyorum. Her yazdığımda olumlu, olumsuz olan her parçamı satırlara döküyorum. Her şeyin sesi fazla geldiğinde, her zaman sakin bir alana, tek başınalığa ihtiyaç duyuyorum. Bütün o gürültüden uzak, geri çekiliyorum. Zamana hükmedemiyorum belki ama kendimi yavaşlatıyorum. Bana gelen en iyi terapi de bu belki. Satırların arasında, kendi derinliğimde hiç bilmediğim hazineler çıkartıyorum. Şöyle geriye, bir yıl öncesine dönüp baktığımda aşka ne çok güvendiğimi görüyorum mesela. Şimdi ise korkuyorum. Hem de ödüm patlayacak kadar… Çünkü aşkın bir insanı vezir de rezil de edebilen hâlini yaşayarak öğrendim. İnsan bazen en çok inandığı yerden kırılıyormuş; en güzel sandığı duygunun içinde kendine en yabancı hâline dönüşebiliyormuş. Shakespeare boşuna söylememiş: “Aşkın gözü kördür.” diye… Mesele aşksa hiç kimse masum değil, hiç kimse suçlu da değil… Sığındığımız da, sığamadığımız da gerçek dünyamızdır… Ve belki kelimelerin arasında kendimize yer aramamız da bundandır, kim bilir…

Yaş aldığıma değecek şekilde geçsin istiyorum ömrümün kalanı… Hunharca değil, şefkatle; gürültüyle değil, sakinlikle; üzüntüyle değil, sevgiyle; şüpheyle değil, güvenle… Yormadan, yorulmadan; eksilmeden, eksiltmeden. Kendimi ispat etmeye çalıştığım değil, kendim olarak var olabildiğim yerde… Bu hissin bana fısıldadığı en güzel vaat; yeni bir Evrim yaratmaktan geçiyor. Yenilenmek, dönüşmek ve her şeye yeni baştan başlayabilmek… İşte bu ihtimal, kalbimin ritmini değiştiriyor. Hoş geldin yeni yaşım… İçimdeki o küçük kız çocuğu 45’in tadını çıkarmak için umutla bekliyor. Ne olmam gerekiyorsa olmaya gönüllü, ne olmamam gerekiyorsa da olmamaya, kendimden yepyeni bir kadına razıyım bugün.

Evrim Onuk

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

Satır Araları…

Geçtiğimiz birkaç günü ağır bir soğuk algınlığının içinde, hasta geçirmemiş olsaydım bugün kitabım için İstanbul’a doğru yola çıkıyor olacaktım. Cumartesi günü edebiyat editörümle yapacağımız görüşme,

Yazılarım

Hoş Geldin Yeni Yaşım…

Bir yılı geride bıraktım mı sahiden? Virajları, kasisleri, durakları, yürüdüğüm patikaları, koştuğum sokakları… Ondan emin değilim. Ama bugün kutlamaya değer bir yaşı daha arkamda bırakıyorum.

L'Atelier SoHo

error: Content is protected !!