Sessiz Sözler…

Yılın son ayına girerken insan hayattan yeni başlangıçlar kadar bazı bitişler de diliyor; çünkü bazen bizi hiçbir belirgin sebep yokmuş gibi bir arada tutan, sonra yine aynı sessizlikle birbirimizden ayıran şeyler oluyor. Önceyi ve sonrayı bıçak gibi ayıran şeyler üstelik çoğu zaman büyük olaylar değil; hayatın akışını, kalbin ritmini, bir güne bakışımızı değiştirenler hep o küçük ayrıntılar. Bir bakış, bir bekleyiş, birinin sesindeki belli belirsiz değişiklik, söylenmeyen bir cümle, giderken dönüp bakmak, kalmak için gösterilen küçücük bir çaba ya da artık gösterilmeyen… İnsan bazen en büyük kararlarını kimsenin fark etmediği küçücük anlarda veriyor; benim bir yola çıkmama da hiçbir zaman büyük cümleler değil, kulağıma çalınan sessiz sözler, küçük hevesler ve niyeti ele veren incelikler sebep oldu. Büyük zaferler kamaştırmadı gözlerimi; bir insanın ne söylediğinden çok, söylediği şeyin çevresinde ne yaptığına baktım, çünkü hayatı hayat, güzeli güzel, aşkı aşk yapan ne varsa biraz da orada saklı. Hayat hepimizin arasına görünmez çizgiler çekiyor, ayaklarımızın arasından sessiz sular akıtıyor; büyümek belki de her çizgiyi silmeye, her suyu geçmeye çalışmamak, karşındakini bütün kalbinle severken sevmenin sana onun üzerinde bir hak vermediğini hatırlamak. Birbirimizi yükseltmek kadar sınırlarımızı bilmek, yaklaşmak kadar nerede duracağımızı sezmek ve en önemlisi birini severken kendimizden vazgeçmemek de bu hayatın inceliklerinden biri. Hepimiz seviyoruz; bazen alıştığımızı, bazen hiç tanımadığımızı, bazen bize uygun görüleni, bazen kimsenin bize yakıştıramadığını ve biçimi ne kadar değişirse değişsin, insanın içinde başlayan o hareketin bizi nereye götüreceğini çoğu zaman önceden bilmiyoruz.

Sevmek, nereden bakarsam bakayım, insanın kendisi hakkında bildiğini sandığı bazı şeyleri yeniden düşünmesi demek; “Olur.” dediğimiz olmuyor, “Olmaz.” dediğimiz bir gün hayatımızın tam ortasında duruyor, sağlam sandığımız yerden kırılıyor, bitti sandığımız yerden yeniden başlayabiliyoruz. Sevmenin kendine özgü bir sağırlığı var belki ama insanın bütün duyularını ona teslim etmesi gerekmiyor; bir zamanlar karşımızdakinin kim olduğunu, bizi hayatının neresine koyduğunu ya da bu ilişkinin üzerimizde nasıl bir iz bırakacağını düşünmeden sevmenin daha hakiki olduğuna inanırdım, bugün bundan o kadar emin değilim. Sevginin gözü kör olabilir; benim olmak zorunda değil. Birini bütün kalbimle sevebilir ve yine de bana nasıl davrandığını görebilirim; uzaklaştığını anlayabilir, beni sevmediğini kabul edebilir, sevdiği hâlde bana iyi gelmediğini fark edebilirim. Çünkü sevgi her şeyi affetmek değil, her şeye katlanmak hiç değil; sevmenin büyüklüğü insanın kendi sınırlarını küçültmesini, gördüğünü görmezden gelmesini ya da bir başkasının kalabilmesi için kendisine ait yerden çekilmesini gerektirmiyor. Bazen birini sevmeye devam ederken ondan uzaklaşmak gerekiyor; sevgi kalıyor, ilişki bitiyor, kalbin bir yerde bir süre daha oyalanırken hayat senden yürümeye devam etmeni istiyor. Belki olgunlaşmak biraz da bu: Kalbinin söylediğini inkâr etmeden dinlemek ama onun söylediği her şeyi yapmak zorunda olmadığını bilmek. Sevmek insanın muhakemesini kaybetmesi değil; kalbiyle aklını aynı masada oturtabilecek kadar kendisine sadık kalabilmesi ve birini sevmenin, kendisine karşı olan sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını hatırlaması.

Yine de sevgiden daha büyük bir hakikat var mı, bilmiyorum; belki vardır, belki insanın kendisine sadakati, merhameti ya da hayatın kendisi sevgiden daha geniş bir yere sahiptir ama bunları birbirine karşı yarıştırmak da istemiyorum. Bildiğim şu ki bizi birbirimize yaklaştıran da birbirimizden uzaklaştıran da çoğu zaman büyük sözler değil; bir ses tonu, bir susuş, bir elin çekilişi, kalmak için atılan küçücük bir adım ya da artık atılmayan. İnsan yıllar geçtikçe biraz da bu küçük işaretleri okumayı öğreniyor; söylenenin ihtişamından çok davranışın sadeliğine, vaadin büyüklüğünden çok niyetin sürekliliğine, sevginin ilanından çok gündelik hayatta aldığı biçime bakıyor. Bu, insanı kuşkucu yapmıyor; tam tersine, sevgiyi hayal ettiğimiz kişiye değil, karşımızda gerçekten duran insana yöneltecek kadar berraklaştırıyor. Artık birini sevmekle onunla kalmayı, affetmekle yeniden kapı açmayı, anlamakla hak vermeyi, özlemekle geri dönmeyi aynı şey saymıyorum; kalbin bütün bunların arasındaki farkı öğrenmesi biraz zaman alıyor ama öğrendiğinde sevgiden eksilmiyor. Belki tam tersine, sevgi o zaman daha zarif bir yere yerleşiyor; sahip olmaktan, değiştirmekten, ikna etmekten ve kendini ispat etmekten uzaklaşıp iki insanın birbirinin sınırlarını görebildiği daha sakin bir alana dönüşüyor. Yılın son ayına girerken yeni başlangıçlardan önce biraz da bunu diliyorum: Hayatımda kalacak olanın büyük sözlerle değil, küçük ve tutarlı davranışlarla kalmasını; gidecek olanın ardından ise sevgiyi değersizleştirmeden yoluma devam edebilecek kadar kendi yerimi bilmeyi. Çünkü hayat bazen yönünü gerçekten de sessizce değiştiriyor ve insan, yıllar sonra dönüp baktığında en büyük sözlerin yüksek sesle söylenenler değil, küçücük anların içinde kendisine hiç söylenmeden anlatılanlar olduğunu anlıyor.

Evrim Onuk

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

Kendi Zamanımın Güzelliği…

Daha ne kadar davetkâr olabilir ki bir yer. Hayatımın tam merkezinde gezintideyim bugün. Kitap kafelerin büyüsüne oldum olası hayranlığım düşkünlüğüm ayrı bir zaafım var. Başka

Yazılarım

Kitaplarla Hemhâl Olmak…

İstanbul’un kitap kafelerinde başka bir zaman akıyor sanki. Şehrin görkemi, sokakların telaşı, tarihin iç içe geçtiği o kendine has doku; bir de bütün bunların arasına

L'Atelier SoHo

error: Content is protected !!