Payidar

İnsanın kırılma anından sonra kendi bütünlüğünü muhafaza ederek yoluna devam edebilmesi, derin bir içsel güç göstergesidir. Bazen en kırılgan görünen kişi en güçlü dönüşümü yaşar; bazen de çok güçlü sandığımız biri, beklenmedik küçük bir darbede dağılabilir. Çünkü acı, kıyaslanamaz; kişiye özgüdür. Yine de toplumsal ölçekte bazı genel doğrular vardır: Yara aldığımızda, o yaraya pansuman yapıp hayata devam edebilme yeteneğimiz vardır. Zorlanmamıza rağmen ayağa kalkabileceğimize dair içsel bir güvene ihtiyaç duyarız.

İnsan karakteri bir hamur gibidir. Şöyle düşünelim. Hepimize belirli bir “un” verilir; bu, temelimizi oluşturur. Ancak o hamura ne kadar su katacağımızı, hangi baharatlarla yoğuracağımızı, ne kadar dinlendireceğimizi ve hangi fırında pişireceğimizi hayat ve yaptığımız seçimler belirler. Duyarlı olmak evrimsel bir özelliktir; beynin kendini yeniden yapılandırabilme, alışkanlıkları dönüştürebilme kapasitesi vardır. Sinir bağlantıları gelişir, yeni yollar açılır. Düşünce ve davranış değiştikçe zihin de dönüşür; kaygıyla baş etme becerimiz artar. İnsan, kendini yeniden inşa edebilen bir varlıktır.

Elimizde bir hammadde, içinde bulunduğumuz çevresel koşullar ve seçimlerimiz vardır. Bir kuş balığa dönüşemez, bir balık ağaca tırmanamaz; fakat kuş uçar, balık yüzer. Kendi doğamıza uygun yönleri beslediğimizde, aslında kendi elimizden tutmuş oluruz. Aksi hâlde, hayat boyu ağaca tırmanmaya çalışan bir balık gibi tükeniriz.

Acılarımız vardır; ama yine, kime göre neye göre… Acılar yarıştırılamaz. Önemli olan, yara aldığımızda o yarayı sarabilmek ve yola devam edebilmektir. Hani bir söz vardır: “Uçamazsan koş, koşamazsan yürü, yürüyemezsen sürün; ama ne yaparsan yap, ilerlemeye devam et.” İşte bu, dayanıklılığın özüdür.

İyileştirici olan bir diğer unsur ise güvenli ilişkilerdir. Gerçek bir bağ, sabır ve anlayış ister. İlişkiler bir denge ve emek işidir. Bizi “biz” yapan sosyal bağlarımızdır. İnsan doğası gereği sosyal bir varlıktır.

İnsan, anlam arayan bir varlıktır. Bu arayış, inanç sistemlerimizi doğurur. Başımıza ne gelirse gelsin, hayatımıza kattığımız anlam bizi ayakta tutar. Kimisi bunu çocuğunda bulur, kimisi bir sanat dalında, kimisi sağlıkta, kimisi sevgide, kimisi ise sadece sabah uyanmanın kutsallığında… İnsan neden yaşadığını az çok biliyorsa, yıkılması daha zordur. Sarsılır, savrulur, düşer; ama yeniden kalkabilir. Amaçlarımız, en karanlık zamanlarda bile bize pusula olur.

Dayanıklılığı artırmanın yollarından biri de, yaşananları hemen anlamlandırmaya çalışmamaktır. Çoğu zaman yaşadığımızı hızla açıklamaya, içselleştirmeye çalışırız. Oysa bazen sadece hissetmek, sindirmek gerekir. Anlam sonradan gelir; bazen de hiç gelmez. Yaşadığımız duyguyu anlamadan ona anlam yüklemek, bizi yıpratır. Belki de yıllar sonra dönüp baktığımızda, “İyi ki olmamış” diyebiliriz. Çünkü başımıza gelenlerin bir lütuf mu yoksa bir yük mü olduğu, çoğu zaman uzun vadede anlaşılır.

Hayatta yaşadığımız duygu ve durumlar negatif de olacak, pozitif de. Acı da çekeceğiz, mutlu da olacağız. Bizi bugün mutlu eden bir şey, uzun vadede bize iyi gelmeyebilir. Nihai anlam, zamanla ortaya çıkar. Bu süreçte öğrenmemiz gereken en önemli şeylerden biri de kontrol edebildiklerimizle edemediklerimizi ayırmaktır. Başkalarının düşünceleri, tepkileri, geçmişleri ve acıları bizim kontrolümüzde değildir. Bunları içselleştirmek zorunda değiliz.bunlar bizim insiyatifimizde değildir.

Duygulardan kaçmamak ama onların içinde kaybolmamak gerekir. Ne bastırmak ne de onlarla özdeşleşmek… “Ben huzursuzum” demek yerine, “Ben huzursuz hissediyorum” diyebilmek; küçük gibi görünen ama zihinde ve ruhta büyük bir alan açan bir farktır. Bastırılan her duygu, bir gün daha güçlü şekilde geri döner.

Hayatın getirdikleri gelip geçer; asıl mesele, onlarla ne yaptığımızdır. Güçlü duygular zihnimizde derin izler bırakır. Bazen sevmek acıtır, bazen geçmişte yaşadıklarımız bugünkü kaygılarımızı şekillendirir. Ancak bu noktada bizi dengeleyen en önemli unsurlardan biri edineceğimiz rutinlerimizdir. Rutinler, zihni hizalar, disipline eder ve güven hissi sağlar. Beslenme, yürüyüş, uyku, yazı yazmak, okumak… Basit gibi görünen bu alışkanlıklar, zihne alan açar.

Katı olan kırılır; esnek olan bükülür ve yoluna devam eder. Zorlukların içinden geçerken farklı bir bakış açısı geliştirebilmek, nihayetinde en güçlü duruştur. Çünkü gerçek güç, kırılmamakta değil; kırıldıktan sonra yeniden şekil alabilmektedir.

Haftaya Görüşme Üzere

Evrim Onuk

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

Payidar

İnsanın kırılma anından sonra kendi bütünlüğünü muhafaza ederek yoluna devam edebilmesi, derin bir içsel güç göstergesidir. Bazen en kırılgan görünen kişi en güçlü dönüşümü yaşar;

Yazılarım

Melodi

Çok kendiliğinden oldu. Ruhum son bir haftada birkaç aidiyet birden hafifledi. Şu ahir ömrümde ilk defa sonucunu değil, sürecini düşündüğüm günler geçirdim. Hayat hepimiz için

L'Atelier SoHo