Kıştan ilkbahara yürüyoruz. Fonda bir şarkı var. Durmaksızın akıyor; sanki adımlarımı hızlandırıyor, sokakları kısaltıyor, beni daha çabuk denize ulaştırmak istiyor. Günlerdir karşıma bir şiir çıkacakmış gibi yürüyorum. Tam nakaratta. Tam denizi gördüğüm yerde. Bazı mevsimler insana başka bir mevsimi özletiyor. Ben ilkbahara yaklaşırken yazı özlüyorum mesela. Akşamüstü esintilerini. Güneşi. Denizin mavisini. Tuzun tenimde bıraktığı hissi. Ve kavruk renkli gülümsemelerimi. Günlerdir gözümün önüne aynı sahne geliyor. Küçük, kendi hâlinde, adı sanı pek duyulmamış bir sahil kasabası. Büyük bir şey olmuyor orada. Zaten olmasını da istemiyorum. Sabah biraz geç uyanıyorum belki. Pencere açık. Dışarıdan denizin sesi değilse bile kokusu geliyor. Bir yerde kahve içiyorum. Sonra yürüyorum. Nereye gittiğimin çok önemi yok. Deniz bir köşeden mutlaka görünüyor nasıl olsa. Saatlere bakmıyorum. Bir yere yetişmiyorum. Görülmesi gereken yerleri işaretlediğim bir listem yok. Yalnızca oradayım. İnsan bazen hiç gitmediği bir yeri nasıl bu kadar özleyebiliyor? Belki özlediğimiz yer değildir. Orada olacağını düşündüğümüz hâlimizdir. Daha yavaş. Daha hafif. Daha az meşgul. Kendisine biraz daha yakın. Belki bazı coğrafyaları bu yüzden seviyoruz. Bize kendimizden başka birini vaat ettikleri için değil; üzerimizde biriken fazlalıkları birkaç günlüğüne çıkarıp, zaten olduğumuz kişiye daha rahat dönebileceğimizi hissettirdikleri için.
Herkesin mevsimi kendi içinde. Benim içimde bugünlerde biraz yaz var. Kalbim niyetimden razı. Zamanım anlarla, umudum hayallerle dolu. Renklerimi canlı tutmak için verdiğim çaba hâlâ heyecanlandırıyor beni. Bunu seviyorum. Çünkü dünyanın bütün karmaşasından bir anlığına sıyrılıp gökyüzüne baktığımda, ihtiyacım olan şeylerin aslında ne kadar az olabildiğini fark ediyorum. Bazen yalnızca kalbimde birden parlayıveren küçücük bir neşe. Biraz huzur. Biraz gökyüzü. Deniz ihtimali. İnsan büyüdükçe ihtiyaçlarının çoğalacağını sanıyor belki. Benimkiler bazı günler azalıyor. Daha fazlasını istemek yerine daha az şeyin gerçekten iyi gelmesini kıymetli buluyorum. Çocuk hissetmenin de yaşla pek ilgisi olmadığını düşünüyorum. Kalple daha çok. İçimde büyümeyen bir kız çocuğu var. Onu seviyorum. Hâlâ bir şarkıyla heyecanlanabiliyor. Denizi görünce sevinebiliyor. Yazı gelmeden özleyebiliyor. Bir sahil kasabasını kafasında kurup sokaklarında dolaşabiliyor. Gökyüzünün rengine gereğinden fazla anlam yükleyebiliyor. Bir çiçeğin önünde durabiliyor. Suyun üzerinde kırılan ışığa birkaç dakika bakabiliyor. İyi ki de yapıyor. Onu fazla büyütmeye niyetim yok. Hayat zaten insanı yeterince büyütüyor. Sorumluluklarla, kayıplarla, kararlarla, yetişilecek yerlerle… Bütün bunların arasında insanın içinde hâlâ sebepsizce sevinebilen bir taraf kalması bana çocukluk değil, yaşama kabiliyeti gibi geliyor. Ben o tarafımı korumak istiyorum. Hayatın ağırlığını inkâr etmek için değil; ağırlığın hayatın tamamı olmadığını unutmamak için.
Bazen bütün kaostan, insanlardan, olaylardan, hatta kendi duygularımdan biraz uzaklaşıp yalnızca bulunduğum ana bakmak istiyorum. Çünkü hayat bütün duyguları yaşayacak kadar uzun olabilir. Ama sürekli her şeyi göğüslemek için de yeterince kısa. Bazı anlar var. Büyük bir farkındalık değil. Kutsal bir idrak hiç değil. Hayatını değiştirecek bir karar da vermiyorsun. Yalnızca bir anlığına her şey yerli yerine oturuyor. Gökyüzüne bakıyorsun. Bir şarkının sevdiğin yerine geliyorsun. Denizi görüyorsun. İçinden sebepsizce güzel bir şey geçiyor. Ve o kadar. İnsan bazen tam da o küçücük yerde hayatına yeniden yetişiyor. Ben bu aralar böyle anları seviyorum. Biriktirmekten çok fark etmek istiyorum onları. Her şeyi saklamaya, fotoğraflamaya, sonsuza kadar hatırlamaya çalışmadan. Çünkü her güzel an hatıraya dönüşmek için yaşanmıyor. Bazıları yalnızca o anda güzel. Geçiyor. Geride fotoğrafı bile kalmıyor. Ama insanın içinde belli belirsiz bir renk bırakıyor. Belki güzel yaşamak biraz da bununla ilgili: Geçici olduğunu bildiğin bir şeyin kıymetini, onu kalıcı hâle getirmeye çalışmadan hissedebilmek. Bir mevsimin. Bir şarkının. Bir kahvenin. Bir gökyüzünün. Bir deniz kenarının. Şimdi kıştan ilkbahara yürüyorum. Aklımda yaz. Fonda hâlâ aynı şarkı. Denize daha var. Ama mavisi şimdiden içimde.
Evrim Onuk




