Altını Çizdiklerim…

Konular genellikle aklıma düştükleri anda gelir. Bazen günün ortasında, bazen gecenin hiç beklemediğim bir saatinde. Bir cümle belirir önce. Sonra başka bir düşünce ona ilişir. Ben de unutmamak için hemen telefonumun notlarını açıp birkaç kelime bırakırım oraya. Bazen yalnızca bir başlık. Bazen yarım bir cümle. Bazen de daha ilk satırdan nereye varacağını bilmediğim uzun bir yazı. Yazarken aklıma sık sık okuduğum kitaplar gelir. “Dur,” derim kendi kendime, “şu kitapta altını çizdiğim bir yer vardı.” Sonra kalkıp onu ararım. Çünkü benim kitaplarım temiz değildir. Sayfaları çizilidir. Kenarlarında küçük notlar, işaretler, bazen ünlemler vardır. Bir cümle beni durdurmuşsa onun yanından hiçbir şey olmamış gibi geçemem. Altını çizerim. Belki biraz sahiplenmek için. Belki sonra geri döndüğümde, o günkü kendime yeniden rastlayabilmek için. İnsan bir kitabın altını çizerken aslında yalnızca bir cümlenin altını çizmiyor olabilir. Kendisinde karşılığı olan bir şeyin de altını çiziyor. Belki bu yüzden yıllar sonra aynı kitabı elime aldığımda metinden önce kendi çizgilerime bakıyorum. Nerede durmuşum? Neye şaşırmışım? Hangi cümleyi kendime yakın bulmuşum? Ve bugün hâlâ aynı yerde duruyor muyum? Yazı konusunda üretken olmayı seviyorum. Bilgisayarımda hâlâ düzenlenmeyi bekleyen bir dolu metin var. Onlardan daha kalabalık bir de başlıklarım. Henüz yazıya dönüşmemiş ihtimaller. Bazıları aylarca bekliyor. Bazıları geldiği gece kendisini yazdırıyor. Sanırım kelimelerin de kendi zamanı var. Bu hafta zihnimde dolaşan kelime ise niyet.Hayatta bir şeyi değiştirmek istediğimizde hemen harekete geçmekten söz ediyoruz. Yapmak. Başlamak. Karar vermek. İlerlemek. Elbette eylem olmadan pek az şey değişiyor. Fakat eylemden hemen önce, çoğu zaman farkına bile varmadığımız başka bir eşik olduğuna inanıyorum: Niyet etmek. Niyet, benim için dilek tutmak değil. Bir şeyin gerçekleşmesini oturduğum yerden beklemek hiç değil. Daha çok, kendi içimde yönümü tayin etmek. Ne istediğimi kendime açıkça söylemek. Çünkü insan bazen ne istemediğini çok iyi biliyor da neye doğru yürüdüğünü bilmiyor. İşte niyet tam orada anlam kazanıyor. Bir pusula gibi. Yolu yürümüyor benim yerime. Önümdeki engelleri kaldırmıyor. Hayatı kontrol etmiyor. Yalnızca bana hangi yöne bakmak istediğimi hatırlatıyor. Meditasyon yaparken de bunu seviyorum. Başlamadan önce kendime küçük bir niyet bırakmayı. Bazen daha sakin olabilmek. Bazen bir şeyi olduğu gibi görebilmek. Bazen affetmek. Bazen de hiçbir şeyi değiştirmeden yalnızca kendimi duyabilmek. Bunun mistik bir açıklaması olmak zorunda değil. İnsan neye dikkat edeceğine karar verdiğinde, bakışı da yavaş yavaş oraya dönüyor. Belki niyetin gücü biraz burada. Düşüncelerimiz hayatın tamamını yaratmıyor olabilir; ama hayatı nasıl gördüğümüzü, hangi ihtimalleri fark ettiğimizi ve hangi adımları atmaya cesaret ettiğimizi değiştirebiliyor. Kelimeler de öyle. İnsan kendisine sürekli ne söylüyorsa, bir süre sonra dünyaya biraz da o cümlelerin ardından bakmaya başlıyor. “Yapamam.” “Bana göre değil.” “Ben zaten hep böyleyim.” “Bundan sonra değişmez.” Bunların her biri masum birer cümle gibi görünüyor. Oysa insanın kendi önüne koyduğu görünmez sınırlar bazen tam da böyle kuruluyor. Aynı şey olumlu cümleler için de geçerli. Ama burada kendimi kandırmaktan söz etmiyorum. Olmayan bir şeyi olmuş gibi tekrarlamaktan değil. Kendime karşı kullandığım dilin farkında olmaktan söz ediyorum. Çünkü insanın kendisine söylediği sözler de zamanla karakterinin içine yerleşiyor. Belki bu yüzden niyetlerimi büyük cümlelerle kurmak istemiyorum artık. Daha sade. Daha sahici. Daha bana ait. Bugün neye biraz daha yaklaşmak istiyorum? Neyi bırakmaya hazırım? Neyi artık kendime anlatmak istemiyorum? Ve bütün bunların içinden geçerken nasıl bir insan olmak istiyorum? Belki niyet tam olarak budur: Hayattan ne istediğini söylemeden önce, hayatın içinde nasıl durmak istediğine karar vermek.Şimdi yıllardır altını çizdiğim kitapları düşünüyorum. Başkasının yazdığı bir cümlede kendimi bulduğum bütün o anları. Bir zamanlar bana çok şey söyleyen, bugün yanından sessizce geçebileceğim satırları. Ve hâlâ gördüğüm anda kalemi elime aldıranları. İnsan değiştikçe altını çizdiği cümleler de değişiyor. Belki niyetlerimiz de öyle. Bir zamanlar istediğimiz şey, bugün bize dar gelebiliyor. Bir zamanlar ulaşmak için uğraştığımız yerden yıllar sonra kendi isteğimizle ayrılabiliyoruz. Bunda bir tutarsızlık görmüyorum. Aksine, insanın kendisini duymaya devam ettiğinin işareti gibi geliyor bana. Çünkü değişmek, geçmişte istediğimiz her şeye ömür boyu sadık kalmak zorunda olmadığımızı da kabul etmek. Bugün dönüp kendi hayatımın sayfalarına baktığımda, bazı yerlerin altını daha koyu çiziyorum. Bazılarının yanına küçük bir işaret bırakıyorum. Bazı sayfaları ise artık çevirebiliyorum. Sanırım insan yaşarken de biraz böyle yapıyor. Okuyor. Duruyor. Altını çiziyor. Sonra devam ediyor. Ve yıllar sonra geri döndüğünde fark ediyor: Altını çizdiği şey yalnızca hayat değilmiş. Biraz da kendisiymiş.Evrim Onuk

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

Satır Araları…

Geçtiğimiz birkaç günü ağır bir soğuk algınlığının içinde, hasta geçirmemiş olsaydım bugün kitabım için İstanbul’a doğru yola çıkıyor olacaktım. Cumartesi günü edebiyat editörümle yapacağımız görüşme,

Yazılarım

Hoş Geldin Yeni Yaşım…

Bir yılı geride bıraktım mı sahiden? Virajları, kasisleri, durakları, yürüdüğüm patikaları, koştuğum sokakları… Ondan emin değilim. Ama bugün kutlamaya değer bir yaşı daha arkamda bırakıyorum.

L'Atelier SoHo

error: Content is protected !!