Mala Atölyesi…

Yeniye dair bir niyetini, belki en büyük hayalini ya da içinde iyileştirmek istediğin bir yanını üzerinde taşımak ister misin? Bazen bir niyet yalnızca zihnimizden geçen güzel bir düşünce olarak kalıyor. Söylüyoruz, diliyoruz, sonra hayatın telaşına karışıp unutuyoruz. Bazen de onu görünür hâle getirmeye ihtiyaç duyuyoruz. Bir kâğıda yazmak. Bir düğüm atmak. Bir taşı avucumuzun içine almak. Her baktığımızda bize neden yola çıktığımızı hatırlatacak küçücük bir sembol yaratmak… Benim Mala ile kurduğum bağ biraz böyle başladı. Taşları seviyorum. Renklerini, dokularını, her birinin birbirinden farklı oluşunu… İnsanların yüzyıllardır taşlara yüklediği sembolik anlamları ve onları niyetleriyle ilişkilendirme biçimlerini de merak ediyorum. Fakat benim için Mala’nın asıl kıymeti, bir taşın hayatımızı değiştireceğine inanmaktan çok, onu dizerken kendimize ayırdığımız zamanda saklı. Çünkü eller çalışırken zihin yavaşlıyor. Zihin yavaşladıkça niyet belirginleşiyor. Ve insan bazen gerçekten ne istediğini, ancak yeterince sustuğunda duyabiliyor. Mala atölyelerini hazırlarken her katılımcıyla öncesinde konuşmayı bu yüzden seviyordum. Her insan başka bir hikâyeyle geliyordu. Kimi yeni bir başlangıcın eşiğindeydi. Kimi bırakmak istediği bir şey taşıyordu. Kimi sevgiyi, bereketi, huzuru, cesareti ya da dönüşümü hayatında biraz daha görünür kılmak istiyordu. Sonra taşlarını seçiyorduk. Renkler. Dokular. Reçineler. Birbirinin yanına geldiğinde yalnızca güzel görünen değil, sahibine de bir şey hissettiren parçalar… Belki taş bizi seçmiyordu. Belki biz, o anda içimizde neye ihtiyaç duyuyorsak gözümüz kalabalığın içinden onu seçiyordu. Bence bunun kendisi bile yeterince güzel.

Atölyeye geldiğimizde ise önce duruyorduk. Çünkü insan bir şey yaratmaya başlamadan önce biraz bulunduğu yere gelmeli. Bedeni orada ama zihni dünün konuşmasında, yarının telaşında, biraz önce cevaplayamadığı mesajda kalmışsa ellerinin yaptığı şeye kalbi nasıl eşlik etsin? Bu yüzden önce nefes. Sonra sessizlik. Sonra meditasyon. Ve ardından niyet. Kendimize soruyorduk: Ben bu Mala’yı hangi niyetle yapıyorum? Hayatıma neyi davet etmek istiyorum? Neyi bırakmaya hazırım? Neyi her gün kendime yeniden hatırlatmaya ihtiyacım var? Cevabın büyük olması gerekmiyor. Bazen tek bir kelime yetiyor. Huzur. Cesaret. Sevgi. Sabır. Bereket. Kabul. Ya da yalnızca: Kendim. Sonra taşlar birer birer ipe dizilmeye başlıyor. Bir taş. Bir düğüm. Bir nefes. Bir niyet. Mala geleneğinde 108 sayısının özel bir yeri vardır. Hinduizm ve Budizm başta olmak üzere farklı geleneklerde 108 boncuklu Malalar dua, mantra ve meditasyon pratiklerinde kullanılmıştır. Yüzyıllar boyunca insanlar parmaklarını bir boncuktan diğerine geçirerek aynı sözü, duayı ya da mantrayı tekrar etmişler. Ben bu kadim geleneğin en çok tekrar fikrini seviyorum. Çünkü insan bir şeyi yalnızca bir kez istemekle değil, ona tekrar tekrar dönmekle hayatında yer açıyor. Niyet de biraz böyle. Bir kere söylenip unutulacak bir dilekten çok, insanın kendisine verdiği söze benziyor. Mala’yı dizerken her düğümde o söze yeniden dönüyoruz. Yavaşlıyoruz. Bazen konuşuyoruz. Bazen susuyoruz. Bazen bir taş elimizde uzun süre kalıyor. Bazen de ne kadar düşündüğümüz hâlde bulamadığımız bir cevap, ellerimiz çalışırken kendiliğinden beliriyor. Dört saat sonunda ortaya yalnızca boynumuza ya da bileğimize takacağımız güzel bir obje çıkmıyor. Kendi ellerimizle yaptığımız, her ayrıntısına dokunduğumuz ve bize bir anı, bir niyeti, bir dönemi hatırlatacak kişisel bir şey çıkıyor.

Belki de ritüellerin bana iyi gelen tarafı tam olarak burada. Hayatı sihirli biçimde değiştirmelerinde değil. Unutmaya meyilli olduğumuz şeyleri bize yeniden hatırlatmalarında. Bir Mala hayatındaki bütün düğümleri çözmez. Bir taş tek başına sana bereket, aşk ya da şifa getireceğinin sözünü veremez. Ama boynuna taktığında sana kendi niyetini hatırlatabilir. “Ben bunu seçmiştim.” dedirtebilir. Ve belki o gün, niyetine uygun küçücük bir adım daha atarsın. Çünkü hayal tek başına yetmiyor. Niyet de. Benim için yol biraz daha uzun: Hayal niyete, niyet eyleme, eylem sürece, süreç de dönüşüme… Belki gerçekleştirmek istediğimiz şeylerin bir kısmı tam da böyle başlıyor. Küçücük bir niyetle. Bir taşla. Bir düğümle. Bir nefesle. Sonra bir tane daha… Ta ki ellerimizle yaptığımız şey, bize içimizde verdiğimiz sözü hatırlatana kadar. O yüzden her Mala atölyesinin sonunda içimden aynı cümle geçiyor: Niyetiniz gerçek olsun. Ama yalnızca dilediğiniz için değil. Kalbinizden geçeni duyduğunuz, ona emek verdiğiniz ve onun yönünde yürümeye cesaret ettiğiniz için.

Evrim Onuk

Paylaş:

Şimdi Keşfedin!

Yazılarım

Yeni Yuvam…

İstanbul’da geçirdiğim bu üç haftalık dönemde, tam bir hafta önce bugün, bensiz bütün eşyalar kolilere girmiş, yeni yerlerini ne zaman bulacaklarını bilmedikleri bir bilinmezliğin içinde

Yazılarım

Kendi Zamanımın Güzelliği…

Daha ne kadar davetkâr olabilir ki bir yer. Hayatımın tam merkezinde gezintideyim bugün. Kitap kafelerin büyüsüne oldum olası hayranlığım düşkünlüğüm ayrı bir zaafım var. Başka

L'Atelier SoHo

error: Content is protected !!