İstanbul’da geçirdiğim bu üç haftalık dönemde, tam bir hafta önce bugün, bensiz bütün eşyalar kolilere girmiş, yeni yerlerini ne zaman bulacaklarını bilmedikleri bir bilinmezliğin içinde beklemeye koyulmuşlardı. Dostlarım sağ olsun, ben yanlarında olamasam da el birliğiyle her şeyi hallettiler. Böyle zamanlarda hayatının yükü ağırlaştığında insan, yanındaki dostlarının ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anlıyor. Telefonda dahi konuşamadığımız günler oldu. Yokluğumda; benim için elinden geleni yapan insanların varlığı her şeyden daha anlamlı ve kıymetli. Taşınmak zormuş ama yenilenmek, tazelenmek ve yuvanı sevmek bütün o yorgunluğa değermiş. İstanbul’dayken, uzaktan bu evin enerjisinin beni hasretle beklediğini hissediyordum. Yeni yuvamla ilk tanışıklığım, Ece’nin gönderdiği fotoğraflar ve videodan ibaretti. Henüz hiçbir köşesine dokunmadan, pencerelerinden süzülen ışığı görmeden, orada nasıl bir hayat kurabileceğimi İstanbul’da hayal ederek karar verdim ve tuttum. Sanki kapının ardında yalnızca eşyalarım değil, benim de yeniden kendime kavuşacağım bir hayat vardı. Birkaç gün oldu İstanbul’dan döneli. Şimdi yeni çiçek gibi, şiir gibi yuvamda, hem eşyalarım hem de ben yerimizi bulduk.
Öğrendiklerimden bambaşka bir ben oluştu. Daha sakin, daha seçici, neye ve kime yer açacağını daha iyi bilen; hayatın her şeyi kontrol edemeyeceğini kabul ederken kendi seçimlerinin sorumluluğunu da daha güçlü taşıyan bir ben. Sanırım büyümek biraz da böyle bir şey. İstanbul büyüttün beni, sana müteşekkirim. Şimdi evimde, kendi zamanımda her şeyin daha da güzelleşme haline tanık oluyorum. Aldığım bitkilerin yeni yapraklar vermesini, kitaplarımın raflarda yerini bulmasını, sabah kahvemi yeni aldığım haki sarı koltuğumda içmeyi. Sabahları bisiklete binmeyi, günlerin telaşından uzak, kendime ait küçük anların çoğalmasını yaşıyor ve tevekkülle şükrediyorum.
Huzurun, hayatın kusursuz bir düzene kavuşması değil, bütün eksiklerine ve belirsizliklerine rağmen içinde iyi hissedebildiğim bir alan yaratabilmeyi sindirdim çok şükür. Şimdi yeni yuvam da ben de buradayız. Çünkü anlıyorum ki insanın kendine dönüşü de bir taşınma gibi. Önce dağınıklık, sonra toplanma, devamında alışma, ardından yavaş yavaş yerini bulma hâli. Ve bir gün, hiç farkına varmadan, artık yalnızca değiştiğini dönüştüğünü değil, kendine çok daha fazla yaklaştığını da görmenin derin muazzam hazı. Ve bazen bütün o yolların sonunda ihtiyaç duyduğum şey, yeni bir hayat kurmak kadar sadelikten geçiyor. Kalbime sinen bir ev, içimi ısıtan birkaç dostum, huzurla içilen bir kahve ve kendimi yabancı hissetmediğim sabahlar.
Evrim Onuk




