- Daha ne kadar davetkâr olabilir ki bir yer. Hayatımın tam merkezinde gezintideyim bugün. Kitap kafelerin büyüsüne oldum olası hayranlığım düşkünlüğüm ayrı bir zaafım var. Başka bi his uyandırıyor içimde. Kapılıyorum; kitapların kokusuna insanlar ile kitap üzerine konuşmaya, satır aralarındaki kelimelerin, kahvenin ve düşüncelerin aynı masada buluştuğu o atmosfer bana çok iyi geliyor.” Yarım saat sonra, içimden geçenleri kelimelere dönüştürdüğüm Satır Araları üzerine editörümle bir araya geleceğiz. Yazılarımı ve edebiyatla kurduğum ilişkiyi altı yıldır var ettiğim, kendi sitem; L’Atelier SoHo çatısı altında da paylaştığım her yazının yayımlanması değil, uzun soluklu bir yolculuğunun ilk önemli adımı olarak görüyorum. Satır Araları üzerine küçük bir toplantı yapacağız. İçimde tarifsiz bir heyecan, derin bir mutluluk ve hayatın bana sunacağı güzelliklere dair sarsılmaz bir inanç var. Sanki bütün kelebekler, bütün kuşlar, gökyüzünde kanat çırpan ne varsa yüreğimin içinde pırpır halinde. En güzel ihtimallerede olacak olana da olmayana dahazır hissediyorum. Çünkü biliyorum ki emek verdiğim, inandığım ve yüreğimden geçirdiğim her şey, şimdi kendi zamanında karşılığını buluyor. Önümde açılan yolun güzelliğini hissediyorum; içimdeki bu coşku boşuna değil.
Hayat benim için çok güzel bir yere doğru ilerliyor ve ben, beni bekleyen bütün güzellikleri karşılamaya hazırım. Beyoğlu’nun birbirine açılan sokaklarından Cihangir’in kendine özgü ritmine, Ortaköy’den Firuzağa’ya, Tünel’den Taksim’e Teşvikiyeden Nişantaşı’na uzanan yollar boyunca yalnızca bir şehirde dolaşmadım; kendi zihnimin de sokaklarını arşınladım. Yürüdükçe düşüncelerim berraklaştı; kalabalığın içinde kendi sesimi daha iyi duymaya başladım. Bir şehirle kurduğun ilişki ne kıymetliymiş. Şükrün de benim için anlamı değişti. Artık yalnızca sahip olduklarım için minnet duymak değil, kendime geri dönebildiğim için de şükrediyorum. İç dünyamda kurduğum düzenin dışarıya nasıl yansıdığını fark ediyorum.
Bu nedenle, kendimle ilgili duyduğum merakı bir rastlantı olarak görmüyorum. Hangi deneyimlerin beni bugünkü hâlime getirdiğini anlamaya çalışamıyorum artık. Anlamayıda kusursuzluğa ulaşmak gibi düşünmüyorum. Benim için iyi olan gelip beni buluyor zaten. Geçip giden karanlığını inkâr etmeden de yolunu bulabilmek. İçimdeki kabukları birer birer bırakırken, başkalarının beklentilerinden arındırılmış bir benliğe yaklaşabilmek. İstanbul’un içinden geçerken kendime dair öğrendiğim en kıymetli şey şu olduğunu hissediyorum. Bir insanın umut dolu hayatı, kendi içindeki dünyayla barıştığı yerde güzelleşmeye başlaması ile kendi vaktinde tecelli ediyormuş. Şems-i Tebrizî’ye atfedilen ünlü söz yankılanıyor zihnimde; “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını.
Evrim Onuk




